Sevgili dost,
Son zamanlarda içime anlattığım birçok şeyi gömüyorum. Neyi merak edersem orayı daha derin, kendimi en sevdiğim yerlerde düşlüyorum uzun uzun. Ama aslında ben suyunu kökünde taşıyamayan bitki gibiyim. Birine içini dökerken ağlamak gibi, her an rüzgara kapılıp gidecek gibiyim. Konuşurken çenenin titremesi ve soluklanmak için bahçeye varamamak gibi uzun upuzun bir ipin üzerinde salıncakta sallanıyorum. Babam fotoğraflarımı çekiyor bir ara, gülümsüyoruz bir şeylere… Sahi, neye? Eski bir fotoğraf ilişiyor gözüme, annemin kucağındayım, herkes hazırmış gülümsemeye öylece sebepsiz. Bir an oluyor neye nasıl tepkili tepkisiz kaldığımı unutuyorum zaman beni boğazındaki son lokma gibi usulca yutuyor gibi. Babam bana el sallıyor görüyorum ve ona çok ama çok güzel sözcüklerim var hepsini bir bir söylemek istiyorum, içimdeki kamu spotu gibi işlevi olmayan duygular yakama yapışmış olmalı ki dudaklarım kıpırdamıyor. Pek çok zaman bunları düşündüm… Suyunu kökünde taşıyamayan bitkiyim git gide küçüldüm, küçüldüm… Bazen hissedemiyorum, sanki kalbimdeki gölge güneşe bir anda karışıp ruhuma göz yaşları tadında bir acı bırakıyor. Yüreğimle boğazım arasındaki mesafe kısalıyormuş da kırılan ışığımı toplamanın bir yolunu ararken, ruhumu acıyla yıkanırken gözümün önünde bir ağaç hınca hınç büyüyor ve durduramıyorum… Koşmaya başlıyorum, tüm zemin mayın tarlasına dönüyor nefes nefeseyim daha fazla nasıl koşabilirim? Korkuyorum. İçim çok ıssız. Git gide derinleşiyor. İçimde derinler, uçuyorum kibritçi kızın alev çöpü gibi ışığın içinde kayboluyorum. İşte tam burada bulanık zihnimle birlikte küçülmek, ufacık kalmak, nokta olmak istedim. Ama en çok ışığıma, dünyanın en güzel sera bahçesinde en güzel çiçeklerin arasında hiç dinmemecesine yağan yağmurda hapsedilmek istedim. Artık kendimi, aynamı beyaza boyadım. İçime haykırdım ve yankılarıyla savaştım. Artık sadece kendime sığınacağım…

Paylaş
Önceki İçerikETME
Sonraki İçerikHASRET