Sevgili dost,
Gecenin en güzel ve kederin en keşif olduğu saatteyim. Bunları ben mi anlatıyorum tam olarak kestiremiyorum. Gözlerimi kapatıp uzağa uçuyorum. Duvardaki asılı fotoğrafların yüzleri geçmişimi söndürüyor hayatımın. Tam o anda onlara bir umut var dedim yüksek sesle evet var kendime sığınak yapabileceğim zamanlar… Belkide kaybolmanın baharında yolda toplayacağım çiçekler ve bunca zaman hiç yorulmadan çok uzakların karşısında yürüyüp de hep aynı yere dönüşler, güzel burukluklar olsa da hala umut var. Gözlerimi yumuyorum,nefes alıyorum. Kuş sesleri, su sesleri duyulmuyor, bağırmak da gelmiyor içimden. Sanki ötesi yokmuş gibi varılamazmış gibi. Burada ses hep aynı ses. İçimden defalarca niye böyle oldu ki niye böyle oldu ki niye böyle oldu ki derken şuramda bir ses sahiden ne olacaksa oluverdi dedi. Şimdiden şuraya şuradan şimdiye dönüp duran ömrüme hadi barışalım dedim öptüm ve sarıldık. Aramızda yinede tuzlu bir şey vardı sanki bir nokta gibi kalbimden gidebileceği yere yetişememiş uçsuzluğun yüzüne baka baka kıpırdayamamış ayağı takılışı bile bu kadarmış yürüdüğüm yürüdüğüm ve döndüğüm yol bu kadarmış. Uzun zaman sonra eve dönmüş hissini aradığım zaman o rutubetli yastığıma sarılışımı düşlüyorum. Hiç anlamamıştım insanın evi neresidir? Nasıldır yorgan kokusu, serin günlerde perde hışırtısı,güvercin uyanışı… Pencereleri açıyorum odama mahallenin yaşamı sızıyor.. Gitgide büyüyen nokta gibiyim hep aynı yerde kalakaldığım bir film kesiti gibi kalbimin çevresine ilenmiş mumların alevi ısıtıyor..Tepelerdeki gün batımı ile eve dönüyorum.. Yaşadığım yerde artık yüzlerce kez bir perondan dağların karasına kadar ıssız geniş bir gülümseme kaplıyor yüzüme yüzüm tanıdıklaşmış halinde bir kuş tedirginliği kendini bulamıyor bir beyaz toz gibi dans ediyor… Dünyanın göğsüne kafamı yaslamıştım bir rüya vardı ve sanki dünya durmuştu. Ben dünyaya yaslandıkça beni kendine benzetmişti bekleyen zaman da benimle aynı odadaymış gibi içinden geçtiğim zamansallığı umursamadan kendi kendime “burada kal yer edin,uzaklaşma uzaklaşma” diyordum. Ve hala içimde hep aynı soru: “benim anlatacak neyim var?”

Paylaş
Önceki İçerikÜÇ GÜN
Sonraki İçerikETME