İntiharlar değil midir kesilen en net biletler? Sonsuz zaman diliminin ortalama yetmiş yıllık Dünya denilen mola yerinde size verilen ikramların hoşnutsuzluğu mu yoksa mola yerinin size yaşattıkları mıdır sizi bu bileti kesmeye mecbur eden? Bazen boğaza geçirilen bir yağlı urgan, bazen damarlara enjekte edilen yüksek doz, bazen de yüksek katlı binaların en güzel manzaralı uç kısmı…
İntihar etmeyi düşünen bir kafa neyi merak acaba? Ölümün nasıl hissedildiği merakı mı yoksa Azrail’i bir an önce görme isteği mi? Kim ne derse desin intihar başlı başına cesur bir eylemdir. Kendine güvenmenin, kararlılığın, gözü karalığın adıdır intiharlar. Çeşidi ne olursa olsun her ölenin cesedinin yakışıklı olduğu bir eylem hem de. Stefan Zweig, Mayakovski, Virginia Woolf, Ernest Hemingway ve diğerleri. Kimi hayatı en kestirme yoldan yaşamış, kimi de hayatı kesip atmış…
Ben Materyalistim diye haykıran Beşir Fuad, kanının son damlasına kadar ölümün kendisini nasıl aldığını ince ince yazdı bileklerini kestiği o küvetin içinde.
Ya da V. Woolf; acaba elbisesinin ceplerine o taşları doldurup nehire kendini bıraktığı zaman neyi hesapladı?
Otuz ikisinde intihar eden Vedat Uşaklıgil mi daha bıkkın bu hayattan yoksa Vedat Oğuzcan mı?
Öyle ya da böyle…
Yaşam; kıyısında durulan bir deniz gibi. Bazen suları içimizdeki dertler gibi kabarıyor bazense içimizdeki sükut gibi dingin…
Ruh bedene aşık olmalı. Hem de öyle bir aşk ki istesen de ruhu bedenden alamamalısın.
Ne Beşir ne Vedat ne de diğerleri….
Yaşam, ölümü meslek edinen celladın yüzündeki maske kadar siyah bile olsa, idam sabahı af çıkacağı umudu taşımak kadar da güzel.
Düşünsene, yine sabaha günaydın dediğini…