Yarınlar için türlü hayallere dalıp sevginin keçeli kalemleriyle yaptığımız onca resim vardı hatırlıyor musun?
Sen, bir türlü beceremezdin elimi nasıl tutacağını
Bense hiç oralı olmazdım senden başka bir çift göze
Zengin gönüllerimizin fakir sofralarında
Bazen tuzu
bazen şekeri katık ederdik.
Nefeslerimizin bile donduğu soğuk mart aylarında
Biz yarı çıplak dans ederdik
Kâh Alpay şarkısında
Kâh dansa bahane nağmelerde.

Sen ayağıma basmamayı
ben seni incitmemeyi ilke edinirdik o zamanlar!

Ah ağzı süt kokan tazem!
Ah çobanların dağlarında çiçekler arayıp kat be kat derinliklerinden çıkardığı çiçeğim!

Yoluna engeller mi serildi şimdi?
Yoksa yolundaki eşkıyalar mı korkuttu seni?
Dört mevsim,
yedi iklim,
türlü bakışlı,
türkü ezgili
ve illaki huzur verendin sen.

Dizimde ağladığın tam zamanlı hüzünleri yok etmek adına ben,
Gözyaşlarını yere düşmeden içerdim.
Tenimde terinin tuzu kurumadan daha
Ben giz li köşelerinde yeni kıtalar keşfederdim.

Söylemedim daha önce sana
son zamanlarda aldığın kiloların sana ne kadar yakıştığını
Ağırlığınca sevdim oysa ben seni
-mecazi –
Her kavuşmanın yine,
yeniden
ve ısrar edercesine bana getireceği gitmelerini bilmeme rağmen,
Usanmadan,
yorulmadan,
korkmadan,
eğilip bükülmeden daha çok sevdim her keresinde.
Her zerremde varsın derdin,
Her günümde ve her yerimde
N’oldu şimdi peki?
Günler geceye,zerreler kuraklığa mı kavuştu?
Daha kurumadı birlikte boyadığımız dresuarın boyası
Kulplarını takamadık bile henüz.
-Yarım kalan o kadar çok şey var ki-

Sonumuzun olmadığını bilerek
Çınar ağaçlarını kökünden budadın
Ellere inat, ayağımızı yerden keserek varken yaşamı
Sen,
Gizlice
Sessizce
Bencilce
Ve
Bensizce biletini kestin kendi küçük dünyana…
(İyi yolcuklar)

Paylaş
Önceki İçerikBİR GECEDEN BİR SABAHA
Sonraki İçerikNefes 4