Güneşli bir cumartesi… Sanki her şey olması gerektiği gibi. Kuşlar yine uyanmış her şeyden önce, ötüp duruyor. Hayatımda ilk kez bu denli kederli uyandırıyor kuşlar beni. Pencereden bakıp sokağa dikiyorum gözlerimi ve ben uyuyorken gün çoktan başlamış. Karşıda oturan aile arabalarına dolduruyor piknik tüpünü, poşet poşet sebzeleri. Ne doğru karar, piknik yapmak için yılın en doğru cumartesisi bugün. Bir yanda cumartesi günü de çalışmak zorunda olan sarışın kadın, yüzünü bir an bile gülerken görmedim. Ki onu işe giderken gördüğümden başka da görmemiştim hiç zaten.
Hemen hazırlanıp dışarı çıkmak istiyorum. Sanki her şey yolundaymış gibi gülümsemek ve sokak kedilerini beslemek için sabırsızlanıyorum. Kedilere ayırdığım yiyecekleri ve bir şişe suyu kaptığım gibi dışarı çıkıyorum. Tabi beni görür görmez başıma üşüşüyorlar. Yemeklerini verip sularını da kapının önündeki boş kaba doldurup yürümeye başlıyorum. Karşımda bana doğru yürüyen kırmızı tişörtlü adam, sanki her şey yolundaymış gibi bakınıyor etrafına. Yarı uyanık, ekmek almaya giden çocuklara bakıp gülümsüyor ve ‘Günaydın’ diyor her birine , sanki her şey yolundaymış gibi. Her birey kendinden habersiz, birbirinden habersiz. Herkes bir yerlere yürüyor, hiç kimse de merak etmiyor kimin nereye gittiğini (ben hariç).

Şimdi ulaşıyorum şehir merkezine ve karşımda daha önce hiç rastlamadığım bir görüntü beliriyor. Şehrin tam ortasında bir keçi sürüsü, siz deyin 5 ben diyeyim 10 tane keçi. Karşıdan karşıya geçiyorlar yaya geçidinde. Bekliyorlar arabaların durmasını ve eminim çok şaşkınlar taşıtların durmamasına. Yol boşalıyor ve hepsi bir arada geçiyorlar karşıya. Başlarında ne bir çoban, ne bir lider. Hepsi kendisinin lideri gibi. Biri bile kaçmıyor diğerinden. Kenetlenmişler birbirlerine sanki her şey yolundaymış gibi.

Yollarını kaybetmişler besbelli. Ne çok isterdim onların ait oldukları yeri, evlerini, dağlarını bilmeyi ve onlara eşlik etmeyi. Ne zamanım dar, ne ömrüm kısa zaten. Onları otlatmaya bile vaktim var. Her şeye vaktim var gibi sanki. Ne yapacağımı bilmiyorum, nereye gittiğimi bilmiyorum ama yürüyorum işte; sanki her şey yolundaymış gibi.

Biraz ileride bir parka varıyorum. Saat üç yönünde sabah gezintisine çıkmış kahverengi bir köpeğe rastlıyorum. Kırmızı tasmasından çekiştirip duruyor beline hırka bağlamış entel genç kız. Sanki her şey yolundaymış gibi kafamı biraz daha çeviriyorum ve karşımda Orta Doğu’ya rastlıyorum. İşte şimdi anlıyorum hiçbir şeyin yolunda olmadığını ve hiçbir zaman da olmayacağını. Bir grup küçük çocuk, sızmış kalmış parkın orta yerine. En masumane uykularındalar, iki büklüm uyuyorlar ama yine de uyanmak istemiyorlar. Bir baltaya sap olamamış insanların orada burada dolaştığı bu dünyaya uyanmak istemiyorlar. Eminim, her şey yolundaymış gibi uyumak istiyorlar sadece.

‘-mış gibi cumartesi’ymiş. Oysa nasıl da inanmıştım her şey yolundaymış gibi bir gün geçireceğime.

Parkta biraz oturup izliyorum çocukları. Sonunda uyanıyorlar. Bir kez daha düşüncelerimi onaylıyorum, üzgünken uyandıkları için. Tıpkı benim uyanışım gibi: mutsuz, amaçsız, belki bugün dünya tersten döner umuduyla…

Parkı atlatıyorum ve sıcağı daha fazla hissediyorum. Ne saat var yanımda ne de başka bir şey. Güneşten anlıyorum öğlen olduğunu, şehrin kalabalıklığından.

Keşke diyorum, keşke o keçi sürüsünü takip etseydim. Onlar nasıl şehre yakışmıyorsa ben de yakışmıyorum.

Düşünüyorum ve yürüyorum hâlâ. Hiç durmadan devam ediyorum yoluma sanki her şey yolundaymış gibi. Ama aslında hiçbir şeyin yolunda olmadığını bildiğim hâlde…

Paylaş
Önceki İçerikL5 KOĞUŞU
Sonraki İçerikBİR GECEDEN BİR SABAHA