• – L5 soldan say.
    – 1,2,3,4,5……..29 son
    – Allah kurtarsın!
    – Sağ ol!
    – Gitti köpoğlu köpek, bu adam gardiyan değil Azrail . Aldığı haraçlarla kendine 3 katlı apartuman dikmiş diyorlar.
    Bi de dul avrat bulmuş kendine, metresiymiş, koluna da 3 burma takmış, bana da İbraam gardiyan dediydi, valla bak.
    – Vay namussuz, beklenir bu mendeburdan.
    – Ağam,bi emrin var mı, çay yapam mı?
    – De git eşşoğlu, rahat bırak ağamı.O isterse söyler zaten.
    – Vurma Hüseyin gardaş , bilemedim , cahilliğime ver. Şuracıkta bekliyom. Bi emriniz olursa bi el edersin ben geliveririm hemen.
    – Hüseyin!! Dokunma garibana, gel hele yanıma.
    -Buyur ağam. Emret!
    – N’oluyor bu it sürüsüne? Derrdi ne Bektaş gardiyanla?
    – Ağam, bu Bektaş iti çok af edersin, gariplere gelen paraya çökermiş. Garibanın sigarasını çamaşırını elinden alıp başka koğuşlara parayla satarmış. Yolunu bulmuş diyorlar, gendine ev bile almış, garısının üstüne metres tutmuş bu paralarla diyorlar.
    – Vay gavadın oğlu, müdür begin haberi yok muymuş peki?
    – Var diyorlar ağam, kurdukları tezgahın öbür ucundan da o tutuyormuş zaten.
    – Hay anasını avradını… bize yakışmaz susmak. Garibanların parasına çöktürtmem.
    – Hay Allah razı olsun ağam, büyük sevap eylersin hem vallahi hem billahi.

…..
– Günaydın ağam buyur çayın, kahvaltını hazır edinceye kadar içersin.
– Sağ ol Akseli. Hüseyin dün gece vurduydu sana , bi şeyin var mı?
– Haşa ağam, Hüseyin abim vurduysa vardır bi bildiği. Cahillik benimkisi. Var mı bi arzun?
– Yok sağ ol, gözünü açık tut, yeter.
– N’oldu ki ağam , niye öyle dedin ki?
– Yok bi şey, öyle işte. Hadi işine bak sen.
– Baş üstüne ağam.

Çok sürmedi beni koğuşa götürürken kolumu sıkıca tutanın Gardiyan Bektaş olduğunu anlamak. Heyecanlıydım. Uzun bir koridordan geçiyor, on adımda bir,kilitli bir kapının açılmasını bekliyordum. Kolumu sıkıca tutan gardiyanın elindeki koca bir halkaya dizili onlarca anahtarın hangi kapıya ait olduğunu nasıl anlıyor diye aklımdan geçirmiştim ki birden :
– Tam 25 yıl oldu. 25 koca yıldır bu gapıları sadece ben açıp kapatırım. Evim gibidir burası, sen de alışırsın.Adım Bektaş, baş gardiyanım. Bi isteğidiğin olursa gardiyan Mahmut var, benim çömez olur. Ona söylersin. Ben hallederim her bir şeyini.
Seni L5’e yazdırdım. Esasen Müdür Beg, M10 dediydi ama senin elin yüzün düzgün birine benziyor, ben dedim ona L5’e verelim diye.ama sen içerdesin dikkat et yine de kendine. İnsanın burda kendinden başka dostu olmaz ona göre, demedi deme, sırrın gizin varsa herkese demeyesin. Ağzı gevşektir bu yavşakların.

İçimden bir his Bektaş gardiyana güvenmemem gerektiğini söylüyordu. Hâlâ koridorda yürüyor benim oryantasyonumu hızlandırıyor, anlatıyordu.
– Solunda M3 koğuşu var. Burdan kimseyle konuşma. Hepsi tecavüzcü. Yarısı da oğlancı. Müdür Beg onları buraya topladı. Buraya gelmeden müebbet bi oğlan tuvalette gizliden şişi sokunca Müdür Beg onların hepsini buraya topladı. İyi de yaptı. Onların avlu saati bile herkesten farklı. Kimseyle buluşturmayız.Bak sağında da siyasilerin yattığı M5… Hiç anlamam bunları. Gelirler sürekli kitap okurlar. Dangalaklar zaten yazdıkları yüzünden buraya düşmüşler hâlâ ellerinden düşürmüyorlar kitapları. Haaa neydi adı bi gızıl gominist vardı ya o da burda yatmış.neydi adı Halim?
– Nazım Ran diyorlardı onu mu deyon abey?
– He he,o işte….

….
L5 ‘in önündeydik. Gardiyan Bektaş sertçe kapıyı çaldı.
– Açın , açın deyom gapıyı?
– Buyur Bektaş Gardiyan.
– Gardiyan değil, baş gardiyanım decen salak
– Buyur baş gardiyanım.
– Yeni bir misafiriniz var. Boş yataklardan bi yer gösteriverin.Sevabına.Hadi Allah kurtarsın.
– Sağol !
-Allah kurtarsın!!!!
– Sağ olun arkadaşlar.
– Gel hele abi , benim adım Akseli, buranın ve ağamın ayakçısıyım. Her bir işi ben yaparım burada. Gel şu ranzaya. Alt da boş, üst de. Nereyi istersin, nereyi sereyim sana?
– Üst… Üst iyi olur.
– Ben yatağı sererken sen ağamın yanına geç, elini öp , kendini bi anlat ona. Münasip olur.
– Elini öpmek mi?
– He ya. Ağaların eli öpülür bilmen mi?
– Şeyyyy, ne bileyim , bilemedim şimdi.
– Akseli rahat bırak adamı ilk andan. Alışır elbet. Gel gardaş şöyle yanıma. Sen bırak. Akseli halleder yatağını.
– Merhaba.
– Merhaba da neymiş, burda öyle şehirli ağızla konuşsan da kimse anlamaz. Selamun aleyküm diyeceksin ki herkes ne cevap vereceğini bilsin.Neyse öğrenirsin daha. Adın ne? Nerelisin
– Oktay adım. Konyalıyım.
– Oktay mı o nasıl isimmiş. İsim dediğin Hasan’dır, Ali’dir , Necati’dir. Neyse benim adım Veysel .Buranın ağasıyım. Aslında onlar öyle diyorlar. Hepsi iyidir. Senden istirhamım olacak. Bu garibanlarla iyi geçin. Biçoğunun kimi kimsesi yoktur. Onları üzersen karşında beni bulursun. Sen iyi olursan herkes iyi olur,bizim burada ayrı gayrı olmaz. Herkes elindekini avcundakini paylaşır. Çok şükür daha içimizde aç uyuyan olmadı. Haaa, tanışmışsın Bektaş pezevengiyle.
– Bektaş mı?
– He, seni buraya getiren baş gardiyan. Gözüm onu takip ediyor. Dün bizim çocuklar bi şeyler anlattılar. Canım çok sıkıldı. Bakalım çözecez bi şekilde. Neyse bugün ilk gecen yorgun görünüyon, dinlen biraz sonra konuşururuz daha.
– Peki, teşekkür ederim.
– Haha, teşekkür ediyormuş, şehirli seni. Dedim ya biz bilmeyiz öyle şeyleri. Sağ ol de. Tamam mı?
…………..
– Dikkat dikkat, tüm koğuşların dikkatine.Bugün hamam yakılacaktır. Gitmek isteyen Gardiyan Bekir’e adını yazdırsın.Dikkat dikkat , hamam yakılacaktır. Gitmek isteyen Gardiyan Bekir’e adını yazdırsın. Cenabet dolaşmayın puştlar, koğuşların bereketini kaçıracaksınız. Hahahaha…
– Duyuyon mu ağam, nasıl konuşuyor şerefsiz. Asıl cenabet kendisi. Garısının üzerine her gece metresine gidermiş.
– Şşşşt , Akseli sakin konuş. Ne bildin başında mıydın?
– Pardon Veysel Bey, ne hamamı, burda böyle mi oluyor.
– Pardon babandır, bey de amcan. Bana diyeceksen herkes gibi ağa de. Demeyeceksen de Aksekili’ye söyle söyleyeceğini, o cevabını verir sana. Burda ayda iki kere bazen de bir kere hamam yakılır. Tıraşın varsa olursun. Temizlenirsin. Bir daha ne zaman yanacağı belli olmaz.
– İyi olur.
– Akseli herkes gidecek mi?Bi sor bakalım. Bekir gelir şimdi söylersin.
– Tamam ağam.
……………
– Oh be, su gibisi yok tüm pislikleri alıp götürüyor ağam.
– Su dışarıyı temizler Akseli, insanın içini ne temizler peki.
– Doğru dedin ağam, yat da ben sana bi kese atayım.
– Selamun aleyküm, dün koğuşa gelmeden ne var ne yok elimdekilerin hepsini Bektaş Gardiyan’a teslim etmiştim. Buraya gelirken sabun aldıracaktım kantinden ama kendisini göremedim, fazladan sabununuz var mı?
Akseli şu şehirliye sabun ver. Kaç para verdin Bektaş’a?
– 55 lira.
– Vay iyi paraymış. Bu koğuştaki en az 10 kişinin parası kadar. Sen ne iş yapardın sivildeyken.
– Ben mi, ticaretle uğraşırdım. İthalat ihracat falan.
– Hııı, iyiymiş. Ama eğer dedikleri gibiyse sen o parayı unut. Bektaş milletin parasına çöküp garı gızla yiyormuş. Ama takipteyim, eğer öyleyse onun cezasını vereceğim.
– Nasıl yani? Şimdi benim paramı bana vermeyecek mi?
– Dur hele celallenme.Al şu sabunu kendine bi kese at, rahatla. Koğuşta konuşuruz.

………..
– İşte böyle Konyalı. Burası senin sivil yaşamına benzemez. İthalatmış ihracatmış kimse anlamaz öyle şeyleri.Paran varsa güçlüsün burda. Bak şu garibanı görüyor musun? Adı Memiş’tir. Son dört yıldır kimse ziyaretine gelmedi onun. Karısı seni beklemem diye çocuğuyla başka bir adama varmış. Kimi kimsesi yok.Senden benden ne bulursa giyinir, yer ,içer.
Zoruma giden burda bu işte. Acın yatıp gücün galkıyoruz. Bektaş pezevengi bu garibanların parasına çökermiş. Çoğunun kimsesi yok. Çok çocuk okuttum ben. Köyümde kimsesiz garibanları okuttum. Şimdi hepsi ya toktur ya da möhendis. Onların bana gönderdikleri olmasa halimiz harap.
– Ağam buyur çay getirdim , içersiniz.
– Sağ ol Akseli. Gel sen de otur , yoruldun artık. Bırak şu çayı çorbayı.
– Baş üstüne ağam.
– Akseli, bak bizim Konyalı yavaş yavaş alışıyor. Kötü birine benzemiyor de mi?
– Haşa ağam haddime mi? İyidir heral.
– Akseli? Senin bir adın yok mu? Neden Akseli diyorlar sana?
– Ağam ben müsadenle kalkayım.Çayın altını kapatayım.
-N’oldu Veysel ağa, kötü bir şey mi sordum Akseli’ye?
-Onun yarası büyüktür. Derdi çoktur Konyalı. Anası köyde tarlada çalışırken mevsimlik bi ırgat gelmiş bunların köyüne.Adam safi sapık. Gözüne bunun anasını kestirmiş. Önceleri takip etmiş. Bi gün köyde anasına tecavüz etmiş o şerefsiz. Anası buna hamile kalmış. Adam kadının hamile kaldığını duyunca köyden kaçıp gitmiş.Akseli doğduğu gün anası ipe kendini asmış kimsesi yok Akseli’nin. Köyünde on beş yaşına kadar kim ne verdiyse onunla geçinmiş.Ne bir akraba ne bir hısmı. Kimsesi yok. Akranları hangi ismi yakıştırdıysa öyle çağırmış. Kimse de bunun ehliyeti yok bi ehliyet çıkaralım dememiş tabi.Yıllar sonra o puşt, aynı köye çalışmaya daha doğrusu Akseli’nin anasını görmeye gelmiş.Bizimkisine büyükler göstermiş bu seni piç bırakan adam diye. Bu da cahil tâbi, almış eline bıçağı, neresine gelir diye düşünmeden 21 kere bıçak atmış.Adamdan o kadar kan akmış ki bizimkisi ölmedi sanıp hep yeniden saplamış bıçağı. Candarma gelip kolundan tutmuş doğru mahkemeye. Bakmışlar ehliyeti yok aceleden bir ehliyet çıkarıp Suphi adını vermişler. Artık hangi memurun babasının adıysa.
Neyse bizimki dünya iyisidir. Hiç kabullenmemiş Suphi adını. Kendi adını kendi verdi. Akseli dedi kendine. Hepimiz razı olduk. Ama çok çalışkandır. Kendini işe vurur. Çok konuştum yapma diye ama ‘’ Ben iş yapınca kendimi unutuyom .’’der. Ben de ses etmem. Yaşadıklarını unutuyor diye.
– Vay be , nasıl da zor bir hayatmış Akseli’ninki.
– Tâbi ne sandın şehirli..
………
– Konyalı, ziyararetçin var.
– Ohhh, iyisin Konyalı, hadi gözün aydın.
Sağolun kardeşlikler. Ben bi gideyim.

– Nasılsın? İyi misin?
– Hoş geldin?
– Hoş buldum. Aklım sende hep, nasılsın iyi misin?
– İyiyim, beni merak etme.
– Hasan nasıl? hasta falan değil di mi?
– Yok, çok şükür iyi, her gün seni soruyor. Almazlar diye komşuya bıraktım onu.Sana biraz para ve kıyafet getirdim.Gardiyan verecek.
– Kıyafetleri geri götür, ya da…
– N’oldu?
– Götürme, Memiş’e veririm.
– Memiş de kim?
– Boş ver şimdi Memiş’i. Anlat hele. Ne diyorlar arkamdan ?
– Kimsenin kötü bir şey dediği yok. Beni gören herkes başını eğiyor, iki kez muhtarla karşılaştık. O sordu, bi ihtiyacın var mı diye.
– Kimseye bir şey deme, kimseden de bir şey alma. Minnet etme. Biraz param vardı. O sizleri biraz idare eder.
– Tamam
– Hadi git artık…
……….

İçeri gireli henüz üç ay olmuştu. Ama bu üç ay içinde dışardaki herkese giderek yabancılaşıyordum. İşin doğrusu burada tanımaya çalıştığım yeni insanları düşünmek tüm günümü alıyordu. Memiş, Akseli, Gardiyan Bektaş, koğuş ağası Veysel… Dışarıda beni bekleyenlere ihanet edip onları yalnız başına bırakmıştım. Ama şimdi aynı hatayı ikinci kez yapmamalıyım diye düşündüm. Onlara bir faydam olmalıydı. ama ne yapabilirdim ki? Şimdi aklımda tek soru vardı. Bu garibanlara ben nasıl yardım edebilirim?…
………..
– Dikkat dikkat, koğuşlar arası voleybol yarışması yapılacaktır. Birinci olan koğuşa hediyeler verilecektir. Katılmak isteyen koğuş Gardiyan Bekir’e adını yazdırsın.Yalnız her koğuş, katılım ücreti olarak 8 lira verecektir. Dikkat dikkat….
– Ağam katılacak mıyız? 8 lira diyor.
– Duydum.Çok para. Garibanın rızkını topa mı verelim?
– Verelim Veysel ağa, ben iyi oynarım voleybolu.
– Vay Konyalı, nerden öğrendin sen bu top işlerini?
– Ezelden ağa, ezelden….
………….
– Yaya ya şa şa şa L5 L5 çok yaşa!!!!!
– Ağam kazandık.
– He ya, Konyalı sayesinde oldu.
– Ödül neymiş ki?
– Bilmem.

…..
Bu 7. Ayımdı. İlk defa koğuştaki kader arkadaşlarıma bu kadar alışmıştım. Alt ranzamda yatan hemşerim Osman’ın ziyaretine gelen babası, Osman’a yüklüce bir harçlık bırakmıştı. O da garibim mecburiyetten olsa gerek parasını Bektaş Gardiyan’a teslim edivermişti. Duyduk ki Bektaş bu parayı da yemişti. Son olay artık koğuşta başka bir sohbetin konuşulmasına izin vermiyor, hepimiz Gardiyan Bektaş’a diş biliyorduk. Bir şeyler yapmalıydık artık. Ama ne?

-Akseli! Konyalıyla bana çay getir.Kendine de doldur.
– Baş üstüne ağam.
– Evet Konyalı , diyeceklerimi iyi dine şimdi.dün gece sabaha kadar düşündüm. Gözümü kırpmadım. Bu Osman’ın olayını çok düşündüm. Sen okumuş adamsın. Bi diyeceğin varsa seni dinlerim. Ama yoksa ben bir karar aldım. Onu yapacağım lakin yardımına ihtiyacım var.yapar mısın.

(Düşünmeden cevap vermiştim.)
– Tabi ki Veysel ağa, yapabileceğim bir şeyse.
– Şimdi iyi dinle beni…….

…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
– Olmaz Veysel Ağa,ben bunu yapamam.
– Duyuyon mu Akseli, yapamazmış Konyalı.
– Duydum ağam.
Veysel ağanın bana söyledikleri aklıma hiç yatmamıştı. Kabul etmeyince epey canı sıkıldı.Farkındaydım ama ne kadar kötü olursa olsun – hatta bu Bektaş Gardiyan bile olsa- bu istediğini yapamazdım ki..
Ben bir şeyler yapmalıyım diye düşünmeye başladım. Artık sadece buna konsantreydim. Zihnimde tek kelime sıra sıra geçiyordu: Bektaş, Bektaş, Bektaş…
……..
– Hoş geldin.
– Nasılsın iyi misin?
– Çok iyiyim. Merak etme beni. Burda bir gardiyan var. Sülük gibi bütün mahkumların kanını emiyor.sadece o canımızı sıkıyor.
– Şey…. Oktay …. Bir şey diyeceğim ama canın sıkılır diye söylemeye korkuyorum.
– Noldu ki? Kötü bir şey mi var.? Oğlan mı hasta.
-Yoo, yooo … öyle bir şey değil. Geçen hafta hastaydım. Karşı daireye yeni bir aile taşınmıştı. Benim hastalandığımı duymuş tarhana yapmış bir kâse getirdi. Ben yatıyordum yatakta. Başucumda senin son gönderdiğin mektupla koğuş arkadaşlarının olduğu fotoğraf vardı. Bana çorbayı içirirken kadıncağız bu fotoğrafı gördü. Ağlamaya başladı birden. Meraklandım , bir şey olduğunu sandım. Kadın anlatmaya başladı.Meğer dört yıl önce bu kadın Memiş diye biriyle ayrılmış daha doğrusu ayrılmak zorunda kalmış.Bu Memiş sizin koğuştaki Memiş. Buraya ziyarete gele gide Bektaş diye bir gardiyan bu kadına göz dikmiş. Önceleri takip etmiş. Sonra…
– Sonra ne olmuş? Anlat hele, meraklandırma.
– Aklını çelmeye çalışmış, dışarda ben sana ve çocuğuna bakarım. Memiş’e içerde yardım ederim demiş. Kadın olmaz dediyse de Bektaş iti rahat durmamış. Ve kadına tecavüz etmiş.Kadın, canına kıymak istemiş ama çocuğunu kimseye bırakamayacağı için vazgeçmiş.Bu Bektaş da kadına güya imam nikahı kıyıp bakıyormuş. Memiş bu olanları bilmiyormuş. Kadın en son dört yıl önce buraya gelip ziyaret ettiğinde kendine ya da Bektaş’a bir şey eder diye düşündüğünden Memiş’e bir şey anlatmamış, kocasını terk etmiş
– Vay kahpenin evladı. Bunları da mı yapmış?
……
– Dikkat dikkat M3 koğuşu avluya. Yarım saat hava almanıza izn verilecektir. Dikkat dikkat…
– Veysel Ağa , M3 tecavüzcülerin koğuşuydu değil mi?
– Evet hayırdır Konyalı, napacan o şerefsizleri?
– Ben değil onlar bir şey yapacak. Az dur hele. Bizim avluya bakan pencereden konuşabilir miyim hiç birisiyle?
İçlerinde bir, Memed Ağa vardır. O öyle sapık bir adam değildir. Karısına tecavüz etmiş ormanda üç kişi. O da üç kişiyi mermiye boğmuş. Müebbet yedi. Niye o koğuşta hiç anlamadık. Diyeceğin varsa ona söyle.
– Tamam çok sağ ol Veysel Ağa…
……
– Memed Ağa , Memed Ağa!!!
– Kimsin ulan sen?
– Ben Oktay, Konyalı Oktay. L5’ten Oktay… Sesim geliyor mu?
– Ne var.
– Dinle beni. Gardiyan Bektaşla aran nasıldır?
– O gavatla işim olmaz benim.
– İyi o zaman dinle beni,………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………

– Vay anasını , bizim Memiş’e öyle mi, hem de onun karısına öyle mi?
Konyalı ne dersen onu yapalım. Söyle şu an, şişi takayım ciğersizin yüreğine.
– Bilmem ki ben anlattım sana sadece. Gerisi size kalmış.
– Tamam gardaşım. Sen benimle hiç konuşmadın. Geç içeri hadi sen , pencereni gapa.

……

– Veysel Ağa , kibritin var mı?
– Var Konyalı, sigara içmezdin sen , hayırdır.
-Hayır…. hayır…. İsyan başlatıyorum. Yakın koğuşu.
– Ne diyon lan? Ne isyanı?
– Veysel Ağa güven bana. Yak tatağı, kır camı… Emret herkese. Hadi, çok zamanımız yok…
– İsyannnnnnn, isyannnnnn, L5 yanıyor, sırada diğer koğuşlar var.
– Kırın camları M3 e haber verin, Memed Ağa’ya ulaşın. Bektaş Gardiyan M3 ‘e doğru gitsin orayı hedef gösterin.
Duydunuz mu Konyalıyı.Hadiiiiii!!!

……

– Dikkat dikkat bu yaptığınız suçtur. İsyanı durdurun. Dikkat dikkat, suça ortak olmayın, dikkat dikkat….

…….

– Akseli demli bir çay doldur. Müdür Beg birazdan çağırır Konyalıyla beni. Nasılsa kahveyi Bektaş’ın ruhuna orda içeriz…