Sevgili dost, kendime nazik olmaya çalışarak, sana biraz varoluş sancılarımdan bahsedeceğim… Nasıl olsa hepimiz kendi hızlarımızla büyüyoruz, biraz geride kalmak daha az iyi olduğumuz anlamına gelmez… Yaz aylarında açan bir çiçek, ilkbaharda açandan daha güzel değildir. Herkes kendi zamanında çiçek açar. Ya da gölgelerde saklandığı için mümkün olduğu kadar büyüyemeyen bir ağaç diğerlerinden daha değersiz ya da daha az güzel değil, o sadece etrafındaki gölgelerin azalmasını bekliyor. Yaşadığımız zorluklara karşı yanımızda olup ayak uyduramayan insanlar da aşağılık değildir. Benzer acılara elimizi bulaştırıyoruz; yine de merhem olmuyor kelimelerimiz, derin izlerle yola devam ediyoruz… Annemin bana emanet bıraktığı saksıların gölgeleriyle bakışıyoruz. Onlara ne kadar nazik olmam konusunda iyi değilim… Buraya yazdığım birkaç şeyi beğenmediğim için siliyorum. Daima ayakta kalmalı ve güzel şeyleri hatırlamalı. Kaldırımdaki çatlaktan büyüyen karahindibaların var olduğu, küçük arka bahçede kedilerin, terk edilmiş bir evde yetişen ağaçların, tavandan asılan dalların, zemini kaplayan eğrelti otların… Unutma, güneş senin üzerinde ve senin iyileşmen için parlayacak. Zaman gelecek, işte o zaman ileri doğru it…

Ve iterek, iterek bir yaşam var…

Sevgiyle kalalım…