Canbolat

Bu aralar gerginim, dostum. Okuduklarımdan, duyduklarımdan ve gördüklerimden olsa gerek… Arabaya erik çekirdeği fırlattığı için öldüresiye dövülen çocuk, eşinden boşanmak istediği için dövülerek öldürülen kadın ve sırf fikri benimsenmediği için linç edilerek öldürülmesi amaçlanan bir siyasi parti lideri. Hepsi aynı şeyin ürünü: Cehalet!
Bazıları bireysel, bazıları örgütlü, çoğu “kontrollü” cehalet…

Cehalet nefreti, nefret öfkeyi, öfke de şiddeti körükler. Cehalet sırf kendi öfkesini taşımaz, karşısına da öfke bulaştırır. Bir yerden sonra, dünyanın en cahil insanıyla en entelektüel insanı aynı oranda öfke seviyesine ulaşır. Biri insanlığa duyar öfkesini, diğeri insanlığı bölen cehalete. Biri şiddetle saldırır, diğeri şiddetle eleştirir. Şiddet, cehaletin en kıymetli çocuklarından biri, her cehaletin yegâne sonucudur.

Toplumu ilgilendiren her türlü fikir ayrılığı yine o topluma nüfuz eder. Ya döversin, ya dayak yersin; ya cinayet işlersin, ya da cinayete kurban gidersin. Sonra ne mi olur?
Kimisi ölümüne üzülüp saygıyla anar, kimisi de kanına ekmek banar.

Senden sonra da bitmez şiddet; devam eder evlatlarını doğurmaya… Aynı candan, aynı kandan, aynı huydan; hepsi de cehalet soyundan…

Serdinç

Aslında gerginlikten ziyade, yorgunsun.
Uykudan uyanamamış ve tek gözü kapalı bir çağda yaşıyoruz. Ya farkına varmıyoruz uyku hali aptallığımızın ya da görmezden geliyoruz bu durumu.

Popüler kaos diye bir kavram gelişti; yaşanan olay (çekirdek, saldırı, dayak, cinayet…vb) birkaç gün konuşuluyor, gündem oluyor, kaostan beslenenler besleniyor ve iz bırakıyor. Şiddetin izleri unutuluyor demek isterdim ama ne yazık ki unutulamıyor.

Çağımızın şiddet sebeplerinin; fikir ayrılıkları veya cehalet olduğunu düşünmüyorum.
Çaresizlik, yetinememe ve kibir.

Bu letarji durumu atlatmalıyız, uyanmalıyız.

Canbolat

Su şebekelerine uyku ilacı karıştırılmış bir toplumun uyanmasını beklemek, uyku halimizin en güzel rüyalarından olsa gerek… İzmir’in dağlarında açan çiçekler gibi dağlardan, kaynağından gelmeli sularımız. Kapitalizmin markalarına bürünmeden, kendi doğallığıyla hem boğazımızdan geçmeli, hem de sokağımızdan akıp her yanı temizlemeli… Belki o zaman yarıda kalır bu güzel rüya, güzel bir gerçeğe uyanırız. Taşkın sularımızla yıkılır kibir duvarları, çaresizlik kelimesi eski kâbuslarımızda kalır…

Serdinç

Umut etmekten fazlasını yapmalıyız. Yazmalı, bağırmalı, yürümeliyiz.
Uykulu surata suyu çarpmalıyız.

Aslında konu şiddet olunca mecburen kanunlara, cezalara, caydırıcı unsurlara yaslanmamız gerekiyor.
Kanunlar yeterli mi? Bence yeterli. Kitlelerin toplanıp idam isteriz diye bağırması çözüm değil, kitleler toplanıp eğitim isteriz diye bağırmalı.

İşte o zaman ” taşkın sularımızla yıkılır kibir duvarları.”

Canbolat

Bizim problemimiz ceza kanunları değil, dostum. Biz, çoğunlukla uygulamada problem yaşayan bir milletiz. Evet, yazmayı biliriz; ama okuyan yoksa ne yapabiliriz?

Kitlelerin, “EĞİTİM İSTERİZ” diye bağırması için, en azından kendi eğitimlerini kendi başlarına da olsa tamamlamış olmaları gerekmez mi? İşte, biz bu yolda çorbadaki bir tuz tanesi olmaya çalışan insanlarız, dostum.

Şiddetle tavsiye ediyoruz; şiddeti bitirmek için, şiddetle okuyun, şiddetle okutun…

Serdinç

Şiddet, bir Millete veya topluluğa göre değişkenlik göstermiyor. İnsanın olduğu her yerde var. Ben yine de seviyorum insanları, insanlığımı.

Şiddetsizce eğitilmek istiyoruz, şiddetsiz tavsiye ediyor, şiddetsiz okumak, izlemek istiyoruz. Bu çok mu?

Canbolat

İyi eğitimi, refah içinde yaşamayı, mutluluğu; kısaca içinde iyilik ve güzellik barındıran her şeyi çoğu insan arzular. Önemli olan isteklerden fazlasıdır. İnsanca, özgürce ve adilce yaşamak her insanın hakkıdır. Ama hırslarına yenilip “Yeni Dünya Düzeni” kuranların bu insani isteklere ket vurmasına çiçekler atma hümanizmini gösteremem. Bunu dedim de bak aklıma ne geldi…

“Ölümlü Dünya” filmindeki “Serbest” isimli karakterin şöyle komik bir repliği vardı: “Bakın benim parolam sevgidir. Ama ben yerine göre şiddeti de bir enstrüman olarak kullanırım.”

Eğlenceli filmdir. İzlemediysen kaçırma derim… =)

Serdinç

“İnsanca yaşamak her insanın hakkıdır ” daha da ötesi; yaşamak her canlının hakkıdır.

Filmi izlemedim dostum, ilk fırsatta izleyeceğim. Filmden Yazdığın diyalog şiddetin başka bir boyutunu anlatıyor gibi.
Fiziksel şiddetin iyi kötü farkındayız. Bir de işin psikolojik ve düşünsel şiddet kısmı var. Yapılan algı operasyonları, algılanamayan konuşmalar, yönlendirmeler…

Tehlike; “Hak ” kadar önemli bir kelimedir. ” Tehlike ” çanları çalıyor.

Canbolat

Soğuk Savaş’ı andıran bir tarzda psikolojik harp dönemini yaşıyoruz. İnsan zihnine yönelik bu topyekûn saldırının ana kaynağı hiç kuşkusuz, Geleneksel Medya.

Geleneksel Medya, toplumun şiddeti içselleştirmesini sağlayan, zihinlere destursuz girip alabildiğince algı salgılayan güçlü bir silahtır. Tarihten günümüze dek bakıldığında hiçbir kimyasal silah, medyanın insanlar üzerindeki etkisinin yanına bile yaklaşamadı. Ama artık bu silahın yerini başka bir silah almak üzere: Dijital Medya…

İnsanlar, Geleneksel Medya’nın izleyicisiyken, sosyal medyanın kullanıcısı haline geldi. Çoğu kez gerçek dışı bilgilerin yayılıp büyük bir manipülasyona dönüşmesini sağlasa da, amacına uygun şekilde kullanıldığında bu mecraların “zehrin panzehiri” olduğunu görüyoruz.
Bununla birlikte “Linç” sözcüğü de boyut değiştirdi. Artık bu kelime duyulduğunda akıllara birinin topluluk tarafından darp edilmesi değil, sosyal medyadaki organize karalama kampanyaları geliyor.

İşte, fiziksel şiddetin hızla psikolojik şiddete evrilmesinin en büyük nedenlerinden biri; hiçbir fikri olmadan zikir sahibi olanların çıkardığı kuru gürültü.
Artık bu sesi daha net duyup daha net tepki gösteriyoruz ve şiddetin farklı bir boyutuyla yüz göz oluyoruz.

Serdinç

Soğuk savaş döneminin bitmediğini ve bitmeyeceğini düşünenlerdenim. Ya da adına başka bir şey diyorlar ama bir savaş olduğu net.
Bu ekonomik savaş olabilir. Tepeden kurulan bir cümleyle, ülkelerin ekonomisi alt üst olabiliyor.

Geleneksel Medya cümlesi çok trajikomik değil mi sence de. Kimin geleneği bu? İş ahlakı geleneği mi yoksa kişilerin geleneği mi? Derin sorular. Yukarılarda kaos ve şiddetten beslenenler derken bir nevi bu gelenekçileri de kastettim.

Sosyal medyayla ve şiddetin farklı boyutlarıyla ilgili söylediklerine kesinlikle katılıyorum. Yaşananlar sanki bir kitapta ya da bir film de anlatılmış gibi geliyor bana. Sanki bir tiyatro oyunundaki oyuncularmışız ve yönetmen herkesi özenle yönlendiriyor gibi.

Kendimi her an, her yerde gözetleniyormuş gibi hissediyorum ki gözetleniyorum. Bu da tam anlamıyla psikolojik bir şiddet değil midir?

Canbolat

Her yerden gözetleyenlerin psikolojik şiddetine maruz kaldıkça, “en güzel “ pozumuzla cevap vermeliyiz onlara. Şiddeti buyuranlar ve bize bu fırsatı (!) sunanlar, aslında aynı kişiler.

Her çaresizlik bir çareye gebedir. Psikolojik baskıyı güçlü bir psikolojiyle alt etmekten başka çaremiz yok. Yeter ki insan, cesaretini kendi içine hapsetmesin.

Ve biz de, “bizi izlemeye devam edin.” diyelim; uzaktan bakanlara, en şık pozumuzla…

Serdinç

’’Her çaresizlik bir çareye gebedir.‘’ Pes etmediğimiz sürece.

Bütünü görebilmek gerekiyor. Bireyler değil toplumlar gözetleniyor, bunun kime ne faydası veya zararı var bu konuda net değilim. Bir konuda netim ki bireyi veya toplumu gözetlemek net bir şiddet türüdür.

Canbolat

Gözetlenenin toplumlar mı yoksa bireyler mi olduğu konusunda kesin bir yargıda bulunmamak gerekir… Ancak, bunun bir şiddet türü olduğu yadsınamaz.

Evet, biz pes etmeyeceğiz ve uygulanan her türlü şiddete daha gür bir sesle karşılık vereceğiz. Bir bireyin çığlığı birçok toplumu ayaklandırmaya yetiyorsa ve tüm toplumlar bireylerden oluşuyorsa; kişi önce kendisinden başlamalıdır işe…

***

Buraya kadar bize tahammül eden insan: Sorgula kendini, gör etrafını ve susma konuşman gerekirken! Belki de; negatif şiddeti pozitife çevirecek olan, güzel düşleri sadece düş olmaktan çıkaran, bu toplumun en değerli parçalarından biri sen olacaksın…

Serdinç

Kibar olmak, ulu orta gülmek, kadına, doğaya, hayvana saygı duymak ve özgürce yaşayabilmek; toplumun kabullenemediği, yadırgadığı veya ayıpladığı olgularsa, o toplumda şiddet her daim var olacaktır.
Şiddetin var olmaması, en azından azalması için ne yapmalıyız sorusunu sormalı ve senin de dediğin gibi dostum kişi önce kendisinden yola çıkmalı.

Her zaman söylediğim gibi, benim umudum var. HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK.

Çizim: Orçun KILIÇOĞLU

CEVAP VER