“Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit.” Türk Dil Kurumu, bu şekilde tanımlıyor zamanı. Zamanı tanımlarken yine zaman anlamını karşılayan kelimelere başvuruyor. Kim bilir dünyanın hangi bucağında kaç sanatçı tarafından işlenmiş bir temadır. Veya zaman kavramının şekillendirdiği insanlar, nesneler…

Kendi varlığından şüphe edeceğin bir karanlıktasın; demir kapının inleyen sesi yarıyor karanlığı. Kapının üstündeki küçük aralıktan bir ses, biraz sonra idam edileceğini duyuruyor. Biraz sonra! Yahut kendini bildin bileli ulaşmak istediğin o şeye biraz sonra kavuşacak olmanın heyecanı içindesin. Zamanı tüm gücüyle hissedebileceğin ‘an’lar. An’lar diyorum çünkü basit bir ‘şimdi’den ibaretiz. Şimdi sözcüğü, birbirine zıt olan kelimeleri nasıl da yakınlaştırıyor. Uyumak şimdi, uyanmak şu anda. Evinin üzerinde inleyen bir medeniyet bombasıyla yok olmak ya da dünyaya gelmek şimdi bir hastane odasında. Zaman kavramını akrep ve yelkovanla çalışan bir alete hapsettiğini sananlardan ibaretse yaşam, kazanan daima tabiat olacaktır. İşte, şimdi sonundasın bu yazının. Şu anda.


Bana Zamandan söz ediyorlar
 Gelip size Zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
 öyle düşünürler.


Murathan Mungan