Canbolat:

Gidenler, gelenler ve bekleyenler…
Hep bir giden olmuştur dostum, ardında bırakıp onca hikâyeyi, yeni hikâyelere doğru çıkmıştır yola; oraya, buraya, şuraya; insanlar, tarih boyunca dağılmış her yana. Bazıları da, Ankara’ya…

Mustafa Kemal Atatürk mesela, Milli Mücadele sırasında Ankara’ya giderek, özel bir misyon yükledi Anadolu’nun kalbindeki şehre. Yani oraya gitmekle kalmadı, Ankara’yı Kurtuluş Savaşı’nın merkezi haline getirdi. İşte, Ankara’nın başkent olarak ilan edilmesinin sebeplerinden biri de budur. Her gidiş yeni hikâyeleri başlatır ya hani, o gidiş de bizim hikâyemizi, Cumhuriyet’i başlattı…

Serdinç:

Hikâyemiz cumhuriyet, güzel bir başlık olabilirdi bu cümleden. Ya da üzerine uzun uzun konuşabileceğimiz bir sohbet konusu. Ama Cumhuriyet’i konuşacak kadar vaktimiz var mı? Gitmek zorunda değil miyiz?
Mustafa Kemal Atatürk, Milli mücadelenin en doğru şekilde Ankara’dan yönetileceğini düşündüğünde inanıyordu; fikirlerine, halka, barışa, devrime…
Bugün sokakta insanların yüzlerine dikkatlice baktığımda, inançtan eser yok. Aktif siyasetin içinde olan insanların makaleleri, açıklamaları veya yazıları yalan dolu. Yönetici sıfatındaki insanlar kendi yalanlarına inanıyorlar.
Yani kısacası Ankara bizim bildiğimiz o eski Ankara değil.

Canbolat:

Haklısın; ne Ankara eskisi gibi, ne de bizim Cumhuriyet’i konuşacak kadar zamanımız var… Ama (o kadar görkemli olmasa da) bizim de bir gidiş öykümüz olacak; kim bilir, kimler yazacak. Belki de hiç yazılmadan unutulacak…

Zaman, altından daha değerli günümüzde. Ne elde duruyor ne de avuçta; o da gidiyor, tüm kalanlara inat. Yıllar sonra bakıyorsun ardına; ne sen gittiğin gibisindir artık, ne de kalanlar bıraktığın gibi…

Serdinç:

Ben seviyorum zaman kavramını. Tekrarın imkânsızlığını ispatlıyor ve değer bilene iyi davranıyor.
Yani asıl mesele zamanla iyi geçinebilmekte. Bence bunu en iyi yapan canlılar ağaçlardır. Birçok canlıdan daha uzun süre kalıyorlar bu dünyada ve şahit oluyorlar yaşananlara.
Bir süre ( 6–10 yaşlarında iken ) ağaçların beyinlerinin olup olmadığını düşünmüştüm. Sabırları, duyguları?

Günümüz Ankara’sının en güzel yerlerinden birisidir mesela Ankara garındaki bir anıt ağaç. Öyle kolay değildir anıt ağaç olabilmek. Bu unvanı alabilmesi için belirli kriterlere sahip olup, yıllanmış olması gerekiyor. Aslında olayı güzelleştiren aldığı unvan falan değil. Şehrin göbeğindeki bir ağaca yaşından, özelliklerinden, türünden ( Gingko Biloba ) ve konumundan dolayı saygı duyulması.

Zaman sadece insanlar için kötü.
Bir ağaç uzun ömür ve sonsuzluğun simgesi olabiliyorken insanlar sadece ona tülbent bağlayıp dilek tutuyorlar.

Canbolat:

Ağaçların duygularını sorgulamak… Aslında bundan çok daha ötesine şahitlik etti dünya. Örneğin; eski çağlarda, Türk halk kültüründe ağacın kutsal bir yeri vardı. İnsanların ağaçtan türediğine inanılır; ağaç, insanlığın anası olarak kabul edilirdi. Şimdilerde ise “ağaç” sözcüğü duyulduğunda, rant uğruna katledilen can damarlarımız geliyor akıllara.

Zaman, insanlar için kötü olabilir ama insan, özü itibarıyla kötülüğü barındırır içinde. Bu nedenle suçlar zamanı, çoğu zaman. Oysa bir ortası olmalıydı tüm bunların; ne her kabahatten kendini sorumlu tutmalıydı, ne de suçlamalıydı zamanı. Ağaçlara astığı onca dilek gibi, cehaleti asmalıydı en ulaşılmaz tepelere…

Serdinç:

‘’İnsan, özü itibarıyla kötülüğü barındırır içinde.’’ Aslında bu şekilde olmak zorunda değil. Ben hiçbir zaman yeni doğan bir bebeğin kötü olabileceği gerçeğine inanmadım. Konu burada biraz din, kültür, ahlak gibi detaylara doğru gidiyor ama ben oralara gitmek istemiyorum.

Aslında istediğim yere de gidemiyorum.

Senin mutlaka gitmek istediğin bir yer var mı?

Canbolat:

Benim için cevaplaması zor olan bir soru sordun dostum. Cevabı net, ama “yok” demek zor geliyor. Gidip görmeyi istediğim, belirli bir yerin olmasını isterdim açıkçası. Ancak öyle bir yerin olmamasına neyin sebep olduğunu bilemiyorum. Bu açıdan senin, kendi adına sevinmen gerektiğini düşünüyorum. Gidemesen de, gitmek istediğin bir yerin olması güzel bir duygu olmalı.

Eğer paylaşmakta bir sakınca görmüyorsan, o yer, neresi?

Serdinç:

Ağaçlar diyorduk dostum…

Canbolat:

Anlaşıldı… “yok” demenin zor olduğu gibi, var olanı da dile getiremeyebilir insan.

Ağaçlar demişken, şu an içinde bulunduğumuz durumda, özellikle de bazı konularda ağaçları andırıyoruz. Onlar gibi kelimesiz, bir o kadar hışırtılı…

Serdinç:

Susarak anlaşabildiğimiz dönemler oldu, belki yine anlaşabiliriz ama şu an bir şeyler anlatma ihtiyacı duyuyoruz.

Ölmek üzere olan bir insanın yakınları gibiyiz. Son isteği, son sözü, bakışı, nefesi… Daha birçok sonu görmek, yaşamak istiyoruz.

Canbolat:

Yaşamak! İşte, esas yolculuk budur. İlk nefes ile son nefesi birbirine bağlayan, Veysel’in de dediği gibi; uzun ince bir yol… Biz bu yolda çok kazalar atlattık dostum, bazılarının hasarı büyük oldu. Bazen de mola verip Susurluk ayranına inat Misis ayranının tadına vardık kana kana; bilirsin, Adana’dan çıkıyorsan yola, sana eşlik eden kültürel bir ayrıcalıktır bu. Gitmekten bahsederken, değinmemek olur muydu?

Serdinç:

Anadolu’nun inanılmaz bir kültürü var, yaşatılmayan, ölmüş bir kültür.

Ölmüş bir kültür diyorum ama genelleme yapmak yanlış olabilir, bazı uygulamalar direniyor hâla.
Mesela, mutlaka su dökeceksiniz arkamdan.

Canbolat:

Evet, arkandan dökülen sular buhar olup uçacak ve bir Ankara yağmurunda o anı anımsayacaksın; belki biraz hüzünlü ama aynı zamanda özlemlerini gideren hayallere dalacaksın.

Muhabbetin başında; gitmekten, Ankara’dan ve yeni hikâyelerden bahsettik ya hani; eskileri de yâd ederek… Senin yeni hikâyen, sen gitmeden başladı dostum. Bak, şimdiden yazıyoruz; gelecekte okumak üzere…

Neyse ki yaza az kaldı; oranın kuru ayazını ucundan tadacaksın. Aslında bir nevi şanslısın da; yazın Adana çekilmez oluyor, biliyorsun.

Keyfini çıkar dostum, her anın tadına var. Sen geldikten sonra, çayımız gibi koyu bir sohbete dalarız; bu defa kavuşmalardan bahsederiz, hatta biraz da yazarız…

Serdinç:

Az önce vedalaştın benimle.
Bunu görmezden geliyorum. Konumuz; gidenler veya gitmekle alakalı bir şeyler olduğu için mi klişeleştik yoksa ciddi miyiz? (Cevap verme.)

Seninle sohbet etmenin en güzel yanı, her cümlenden bir şeyler öğreniyorum ve kavuşmakla ilgili öğrenmek istediğim çok şey var.

Gidenler; …

CEVAP VER