Uzun zamandır uğramıyorum buralara; nedendir bilinmez, suskunluğa ihtiyaç duyuyorum ara ara. Bu suskunluk sadece etrafa karşı değil, kendimle de diyaloga girmiyorum bir süredir. Sanırım bu yüzden tek bir yöne sıkıştı düşüncelerim. Mesela, artık algılayamıyorum okuduğum kitapları. Odaklanamıyorum hiçbir şeye. Bir yarışta gibiyim, kendimle. Tutup çekiyorum rakibimi, hileden geçilmiyor hiçbir yanım. Hava anlamsız yere sisli, kış mevsiminde ne işi var ki yağmurun… Arıyorum kendimi, kaybettiğime emin olmadan. Bir dönebilsem seni bıraktığım yere, bulacağım belki de beni. Ama ben kendimi senin kılavuzuna ihtiyaç duymadan bulmak istiyorum. Dönüyorum olduğum yerde, sessizce…

Ve sonunda, başlıyorum yazmaya…

***

Tükendiğini hissettiğin anlarda; düşüncelerinin önüne Çin Seddi örülmüş gibi tıkanır kalırsın. Hareket alanın daralır. “Olmuyor artık, yapamıyorum.” Dersin. Sıkılmak, yorulmak, teslim olmak; hepsi birbiriyle harmanlanır.
Sonra bir şarkı çalar ve bir fikirle doğrulursun; bitti dediğin anda, kalkıp devam etmek…

“Sil baştan başlamak gerek bazen.” der, Şebnem Ferah; “hayatı sıfırlamak…” Diye, devam eder şarkısı.

Sil baştan başlamak, yani hayata reset atmak mümkün müdür… İnsan, kendi anılarını (tıbbi bir müdahale olmadan) yok edebilir mi?
Eğer bu konuyla ilgili bir hastalığı yoksa ve bir kaza sonucu, ya da tamamen bilinçli bir şekilde beynine zarar vermiyorsa edemez. Ama şunu yapabilir; mesela, artık o anılara farklı gözlerle bakabilir.

Bundan şu anlaşılıyor ki, “hayatı sıfırlamak” derken, yaşanmışlıkları değil; o yaşanmışlıklara olan bakış açısını sıfırlamak kastediliyordur şarkıda. İşte, bu düşünceyle bir kapı daha aralanır. Sorarsın kendine, hiç sormadığın soruları…

İnsanlar, zaman geçtikçe herhangi bir olaya farklı perspektiften yorum getirebilir. Kimisi buna “olgunlaşma”, kimisi de “tecrübe” der. Peki, şu bakış açısı farklılıkları, insanın tıkandığı noktada sıfırdan başlamasına katkı sağlayabilir mi?
İşte, ilk kıvılcım atıldı!

Küllerinden yeniden doğma fikri anında cezbeder seni. Bu sorularla bulursun kendini, toplarsın ihtiyacın olanı, zihnini…
Sonra gelirsin senin yanına, tutup kollarından kaldırırsın bedenini.
Evet, dersin. “Evet, bu olmalı! Bir çıkar yol bulunur elbet; küllerim, benim yaşam hücrelerimi oluşturmalı!”

Bu cümle tasdikler başardığını. Bir düşünceyle yeniden açarsın gözlerini hayata, şahitlik edersin kendi doğumuna. Artık tüm mumlar atılır pastandan, biri kalır. Bir de ikizin doğar seninle beraber; ikiz kardeşini, mücadeleni doğursun. Sonra tekrar başlar, sorular ve cevaplar…

İnsan, kendi kendisinin annesi veya babası olabilir mi?
Sen ikisi de oldun! Kendi rahmine kendin düşürdün kendini ve sen çektin ellerinle dünyaya seni; hem seni, hem de ikizini.

Nur topu gibi iki taze soluk, avuçlarına ektikleri taze umut çiçeklerinin yeşermesiyle evrenin karanlığına ışık oldular. Anne, baba, kardeş; hepsi sensin artık. Bir parlak bakış daha at ve gözlerinin ışığıyla kamaştır Münker ile Nekir’in gözlerini. Kaldır at üzerinden kara toprağı! Bana kalırsa, sen hiç ölme…