YÜRÜYÜŞ

Yürüyorum…

Bu dünyaya geldiğim ilk günden beri; düşüncelerimde, rüyalarımda veya meydanlarda… Sürekli yürüyorum.

Bir kavgamız var demişti babam ‘’ aç pencereyi ve ağaca karşı tekrarla söyledikleri mi’’ demişti. Adını, türünü hatta amacını bile bilmediğim ağaca karşı tekrarladım ve ezberledim babamın söylediklerini. Bir kavgamız vardı…

Şu an; ne o kavga uğruna ne de başka bir sonuç umuduyla yürüyorum. Yüzünü gün gibi ezberlediğim insana doğru… Hiç bilmediğim sokakların, yabancı köşelerini bir bir dönerek; düşünmeden ve hızlıca yürüyorum… Zamanım kalmadı. Bu Yolun sonunda kesinlikle mutluluk yok bunu da çok iyi biliyorum.

Nereye gideceğimi ve orada neyi bulacağımı, bu kadar iyi biliyorken oraya nasıl gideceğimi bilmemek… Yoruyor… Ve bu yorgunluk, yürüyüşün en zor kısımlarından sadece bir tanesi; Başka başka sorunları da var bu yürüyüşün, Söyleyecek sözüm yok mesela.
Ne demeliyim? Nasıl anlatmalıyım kendimi?
Aslında ben sadece bir ağaca karşı, ezberlediklerimi tekrarlaya biliyorum ve bu yüzden bu kadar geç geldim desem dinler mi beni?

En azından bugün bir yerlerden başladım bu yürüyüşe. Nasıl gideceğimi bilmesem de, ne uğruna yürüdüğümü bilerek.
Kavgaya, ayrılığa, sevgiye veya ölüme doğru bile olsa mutlaka bir yönü olmalı insanın. İşte sen o yönsün ve senden sonra gidecek başka bir yönüm yok desem! Bu yüzden bu kadar geç geldim desem dinler mi beni?

Birden durup dinlenmeye ve düşünmeye karar verdim. Attığım her bir adımın karşılığını iyi biliyorum. Bugüne kadar atmadığım adımların bedelini oldukça ağır bir şekilde ödemiş olmamama rağmen yavaşlamalıyım.
Soğuk bir bankın üzerine oturup ( banklar her zaman soğuktur ) düşünmeliyim.
Ya da ağaca bakan bir pencere bulmalıyım.

Düşündükçe vazgeçiyorum…

Geri dönmeliyim. Düşüncelerim de ki sen çok güzel, eşsiz, tarifsiz, anlatılmazsın. İşte bu yüzden anlatamıyorum. Anlatmakta istemiyorum zaten. Geri dönmeliyim. Düşüncelerim de ki adres; sıcak, huzurlu, ulaşılmaz. İşte bu yüzden ulaşamıyorum.

Bir mezara karşı ne yapılabilir? Ben iki eli bel hizasında açıp öylece kalmaktan başka bir şey bilmiyorum, üstelik İçimden okuduğum bir şey de yok. Karşında durup iki elimi bel hizasında hiçbir zaman açmamalıyım. İşte tam olarak bu yüzden geri dönmeli ve bu yürüyüşten vazgeçmeliyim.

Şimdi ise; kat ettiğim yolu geriye doğru yürüyorum, vazgeçtim.
Sonsuza kadar düşüncelerimde kalmalısın.

Babamın öğrettiği yoldan gitmeliyim. Aç dediği pencereyi açıp söylediklerini ağaca karşı tekrarlamalıyım.

‘’ Taaa ezeli köle devrinden beri,
Bizim sınıf kavgamız var kavgamız.

Diye başlıyor ezber…

Emekçi yiyorlar fabrikalarda,
Kurtarmamız için erinden seri,
Bizim sınıf kavgamız var kavgamız.

Ezber devam ediyor…

Ser veriyem cuntacı faşistleri!
Peçelenmiş sosyal faşistleri!
Kökten sökebilmek için böyle itleri
Bizim sınıf kavgamız var kavgamız. ‘’

Ve bu şekilde sonlanıyor ezber; Her yürüyüş, her gün, her insan gibi.
Belki bende bir gün tekrar başlarım bir yerlerden.

Paylaş
Önceki İçerikKUYU
Sonraki İçerikBaşlayalım…