Gönderen Okuyucumuz

 Yağmur Yıldızdağ

Ocak 28;

Dışarıda kar diz boyu,

Ellerim üşümekte, burnum pancar kırmızı
Ayaklarım yavaş yavaş ıslanıyor,
Çoraplarımın soğuğu tam yüreğimde,girmekteyim eve

Hol sıcacık..Sanki yılların anısı;
Sobaya odun olmuş,ısıtıyor dünyayı.
Mutfakta pişen kek, evi;
Ekmek kırıntıları ise doyurmakta kumruları.
Ellerim boş izliyorum olanları.

Hafif tombul,biraz da yaşlı,
Yatak odasından çehresi boş dönüyor.

Elinde 1987’den kalma bir fotoğraf,
Yüzünde geçmişin tüm izleri,
Saçlarında ise beyaz kırlangıçlar.

Önündeki beze gözlerini siliyor.

Bana ”Hoş geldin.” diyor.
Maşingada patates,odadın sol köşesinde,
Dikiş makinası..
Can yorgunluğundan iğne iplik geçiriyor geçmişine.

Hemen ileride ufak bir masa ve bir çift koltuk
Kalemi soğumadan oturuyor cam kenarına.

Yüce çınar dağ gibi eğilmekte önüne;
“Yaprakları”diyor, “Her geçen günümü sergilemekte.
Yolda yürüyen insanlar ve bir de arabalar,
Yalnızlığıma neşe vermekte.”

Yavaş yavaş kalkarken ayağa;

Kek ve çay geliyor aklına.
Yorgun adımlarla ilerlerken,
Sendeliyor bir iki kere
Ruhunun yükü ağır gelmekte.

Çıkarıyor terlikleri bir köşeye.
Taşın soğukluğu yüreğini diriltsin diye.
Her bir parmağının şeklini almış terlikleri;
E biraz da sıkmış,acıtmış belli ki.

Dolaptan aldığı kremi,sürmekte şimdi.
Tüm acıların ve kederin yükü orada,
Birikmişler çatlamış topuğunda.
Ne bir krem ne de bir ayakkabı
Yok edemez tüm yaşanılanları.
Çünkü; yalnızlık doldurmakta o yaraları.

Acıların,anıların ve geçen 8 yılın karartısı,
O derin yaralardaydı.
Şimdi daha iyi anlıyorum,
Yalnızlık dediğim şeyi.
Babaannemin topuk çatlağındaydı kendisi.

Paylaş
Önceki İçerikSerdinç & Canbolat – İLETİŞİM
Sonraki İçerikKUYU