Pansyon

Alsancak Kervan İş Hanı’ın içinde bir çok ucuz içki dükkanı vardır.
İşten yeni ayrılmıştım. Evden de ayrılmam lazımdı. Bir müddet dinlenmek için arkadaşımda kalacağım yalanı güzel olmuştu. Eve bir miktar para bıraktıktan sonra her iş sonu yaptıkları gibi, siktir etmişlerdi beni. Kavga gürültü yoktu. Sessiz sedasızdı ev. Babam kovarken beni, annem elindeki işi bırakmadan, yakın gözlüklerinin üstünden sitemli bir havayla ‘canın cehenneme, uğraşamıyorum artık seninle’ diyerek veda etti. Bu olay ben ne zaman bir işten çıksam tekrarlanırdı ve ben her tekrar gibi eve gelirdim. Sessiz sedasız akşamları yakalar, akşamdan kalma yemeği dolaptan çıkarır, yedikten sonra yatardım. Bir kaç güne her şey unutulur, sonra tekrar kovulmak için bir işe giderdim.
İçki dünkkanına girdim. Bir şişe 70’lik vodka aldım. Bakkaldan ufak ama geniş iki pet pardağı. Sek içmeyi planlıyordum. Sefil bir görüntüm vardı. Baştan aşağı siyahtım. Sokaklarda kalmak istiyordum. Daha doğrusu sokakların kaldıkları yerlerde kalmak istiyordum. Ucuz bir kaç pansiyon aramaya başladım. Tepekcik’de Çiçek Pansiyon’a girdim. Dört katlıydı ve girişinde dönen kapısı vardı. Lüks gözüküyordu. Kapıdan girer girmez resepsiyon adı altında bir ufak yer vardı, cammekanın içinde beni görünce ayağa kalkan, siyah göz altıyla ve koca göbeğiyle yaşamaya çalışan ve esrar kokan bir adam karşıladı beni. Hemen solunda lobi gibi ufak bir kaç kişilik yer vardı. Yırtık deri koltuklarda oturan iki adam baktı bana. Gözlükleri vardı, altın demirden, biri diğerinden daha sıskaydı, ürküttüler beni. Korkmaya başlamıştım. Önlerine dönüp hesap yapmaya devam ettiler. Kırmızı gömlekleri dışarıdaydı ve biralarını yavaş yavaş bana bakarak içiyorlardı. Onlara bakmamak için zor tutuyordum kendimi. Güçsüz olduğumu nereden biliyorlardı. Neremden gözüküyordu?
‘Hoşgeldin genç’ dedi resepsiyondaki adam, kafamı salladım.
‘Oda lazım’
‘Haliyle. Evli misin?’
‘Hayır’
‘Bekarsın o zaman. Kız arkadaşın var mı?’
‘Hayır’
‘Güzel. Elindeki poşet?’
‘Alkol’
‘İyi. Kimliğini ver.’ Verdim. Bir şeyler karaladı, sonra imza için bir defter uzattı. İmzaladım. Dolandırıcı olabilirdi, kaçakçı ya da hırsız olabilirdi. Korkak biri olduğumu sezmesini istemedim. Benden salak duruyordu.
‘Para peşin’
‘Buyur’ 50lira verdim. Para üstüyle içecek bir şey almaya gittim. Geldiğimde iki adam aynı gözlüklerle aynı bilmişlik ve çakallıkla bana baktılar tekrardan. Kafamı salladım. Karşılık verdiler. Tekrar hesap başına döndüler. 3. Kat 302 numaralı kapıyı açan anahtarı verdi. İçerisi düşlediğim gibiydi. Boyalı ama rutubetli, halılar sigara izmaritiyle delik deşik, elektirik yok, tuvalet kokudan geçilmiyor. Allahtan su var, Allahtan alkolum var. Öğleden sonrasıydı, hava kararmaya yüz buluyor, geceyi getirecek sessizlik çoğalıyordu, soyunup içmeye başladım.
Bir olay bekliyordum. Bir hırsızlık bir kavga ya da bir kadın. Korkmayı düşündüm. Sonra boşverip tuvalete girdim. Sıvazladım kendimi. Geriye yaslanıp sildim. Zamanı geçiştiriyordum, çıplak ve boş. Pencereden, Kadifekale gözüküyordu, tüm yoksulluğu ve yıkık ve döküklüğüyle. Bu kadardı. Cama dayanmış akşamı ve evleri ve düşünecek şeyleri izliyordum. İzlenilmeyip düşünülecek ne varsa yoruyordu beni. Çok düşünmek korkak işiydi bana. Güclü biri: benim gibi sadece fikri kullanır. Korkak insan düşünceyi yoğururdu, zeki insan düşünceyle kullanırdı.
İçmenin dışında ne yapılabilinirdi? Refleks olmuşturmuş bende. Alışkanlığın abartılı haliydi reflek. Alkol benim için bir refleksti. Abartıyordum onu. Dünyaya gelişimi getirdi karşı tiran rayının önünde dilenen kara çocuk. Şimdiki gibi beceriksizdim. Hala doğmamış olabilir miydim? Zamanla ilgiliydi her şey. gece ve günüzle, güneş ve ayla ilgiliydi her şey, hatta saatlerle ilgiliydi. Onlar kendi aralarında bu kadar yarışmasa her şey daha güzel olacaktı. Camdan ayrılıp yatağa uzandım, yırtık ve kokulu çarfamı üstüme çektim. Kendime gelmem lazımdı. Rutubet kokusunu çektim içime. Rahim her şeyden güzel diye mırıldandım. Rahimle ilgili bir şarkı yazdım. Kapı çalındı.
‘Zülkifar!’
‘Kim o?’
‘Sacit abin. Resepsiyon’
‘Buyur ağabey?’
‘Alkolün kaldı mı?’
‘Var ağabey, buyur’ kapıyı kilitlemiştim. Elimi anahtara götürürken en felaketleri düşündüm. Kapıyı açacağım ve omuzumdan vurup içeri girecek, kapıyı açacağım ve bıçaklayacak beni karnımdan, boynumu kesecek. Kapıyı açacağım ve tüfeğin dipçiğiyle alnıma vurduktan sonra burnuma burnuma vurmaya başlayacak, kanı görüp çıldıracak, sonra ellerime sıkıp kollarımı yok edecek ve bütün alkolü alıp kaçacak. Kapıyı açtım.
‘Buyur ağabey?’
‘Alkolün kaldı mı kardeşim? Varsa bir bardak verir misin? Tedirgindim ama belli etmemek için kapıyı üstüne aralayıp arkamı kollayarak bir bardak doldurdum. Uzattım. Kokladı uzun uzun. Sonra yavaş yavaş dikti.
‘Yeni bıraktım. Hanım gelir de görürse öldürür beni. Bir daha istersem verme olur mu?’
‘Bana uyar.’
‘Teşekkür ederim’ dedi. Ağır ağır karanlıkta uzaklaştı. Koridorun sonuna kadar eline damlayan bir kaç damlayı kokladı, görülebiliyordu. Gidene kadar baktım ardından. Sonra geri döndü.
‘Buraya yaşlı bir kadaın gelirse açma kapıyı Zülfikar, olur mu?’
‘Neden?’
‘Açma sen.’
‘Tamam.’ Elini koklaya koklaya yürümeye devam etti. Aradığım belanın ya da durumun ya da istediğim ne varsa bir haber vermişti bana. Bir şeyler olacaktı, istediğim buydu. Hissediyordum. Gece çökmeye devam ediyordu. Yatakta çıplak bir halde bekliyordum. Her an gelebilirdi, her anı beklemeye başladım. Heyecanlıydım.
Zaman durdu. Zamanın başını çeken kim varsa orada değildi. Geceye karışmıştı. Ben hala bekliyordum. Ne beklediğimi biliyordum. O kadın gelecek, kapıyı açacağım sonra olanlar olacak: belki kavga ederiz. Hiç kadın dövmüşlüğüm yoktu iyi olurdu. Kadını öyle bir döverdim ki onu, polisler gelir nezarete atardı bizi. Öyle bir döverdim ki, bana gelmeyen her kadının hıncını ondan çıkartırdım. Belkide aşık olurdum. Yaşlı ve ben, harika bir kitap olurdu. Çok satardı. Kitabı okuyan herkes alkolik oluri pansiyonlarda ve hotel odalarında yaşamaya başlardı. Evet. Çok güzel olacak. Belkide bir fahişedir. Sabaha kadar düzüşürüz. Hatta hiç çıkartmam yataktan, o da beni çıkartmaz belki. Her pozisyonu denerdik, hatta herkes bizi bilsin diye, pencereleri ve kapıları açar öyle sevişirdik. Bu düşünce azdırmıştı beni, tekrar karanlığa girdim.
Camın önüne geçtim. Sarhoş oluyordum yavaş yavaş. Ama kimse yoktu ortalıkta. Ortalıkta benden ve boş pardaktan başka kimse yoktu. Ortalık o kadar ortadaydı ki kimse yoktu. Yandaki pavyondan gelen sesler haricinde kimse yoktu. Ses vardı ama kimse bir ses kadar olamıyordu. Sinirlenmeye başladım. Aşağıya inip o koca siyah çukarlu aptal adam gözlerine bakıp ‘Kadın gelmedi orospu çocuğu, yalan söyledin bana. Gece boyunca kendimle oynayıp durdum, senin gibi aptal aptal hayaller kurdum. Bunun hesabını vereceksin, vermelisinde.’ deyip kafasını cammekana vuracağım. Sonra o lobi ya da loca ya da adı her ne sikim yerse, orada oturup hesap yapan aptal takım elbiseli adamlara satışacağım. ‘O kadının gelme ihtimali kaç? Ha? Kaç dedim sana?’ sayfaları yırtıp, buruşturup suratlarına fırlatacağım. ‘İhtimal kaç orospu evlatları. Birinin gelme ihtimali kaç? Çabuk hesap yap. Matematik bilir her boku. Her şey o amınakoyduğumunun sayılarında saklı biliyorum. Gizlemeyin onu. Demek ikiniz o sayıları koruyorsunuz ha? Ne olduğunu biliyorsunuz ha?’ Hesap makinelerini suratlarına fırlatacağım. Sonra hemen kavga ederiz. Biri diğerinden daha zeki duruyordu. O zorladı beni. Sıska olanı deli gibi yumruklarım. Diğerine sandalye fırlatıp kaçardım. Planı yapmıştım. Kıyafetlerimi giydim. Karanlıkta durup neler yapacağımı tekrarladım, tekrar tekrar. Kilidi çevirdim, dışarıya adımımı attım. Yavaş yavaş koridorun aydınlık kısımlarına basarak merdivenleri indim. Resepsiyona yaklaştım. Beni bekler gidiydi adam.
‘Zülfikar, sana para versem bize biraz bira alır mısın?’
‘Alırım.’ 50 lira uzattı.
‘Arka sokak da tekekl var, adımı versen arka kapıdan verir sana.’
‘Tamamdır.’ Planladığım gibi olmuyordu. Alımda sadece kavga fikri olsa olur muydu? Olurdu tabii. Şimdi biraları alacağım ve dönüp kavga çıkaracağım.
Adamın adını verdim. Bir kasa bira verdi. Üstüne 700 gram badem. Bir el arabasına koydurttum. Yolda bir şey düşünmemeye karar verdikçe aklım hala kavgaya gidiyordu. Yol beni ona sürüyordu. Kasayı önüne bıraktım. Arabayı tekrar tekele götürdüm. Koşmaya başladım, aklıma başka bir şey gelmemesi için hızlı olmam lazımdı.
‘Buyur Zülfikar, istediğin kadar alabilirsin’
‘Tamamdır.’ Dört bira alıp yukarıya çıktım. Soğuktu biralar, tutmakta zorlanıyordum. Kapıya gelince anahtarı almadığımı fark ettim. Biraları kapının önüne koyup aşağıya indim tekrar.
‘Yedek anahtar var mı?’
‘Al’ Hızlı hızlı çıktım yukarıya. Kapının önünde biralar yoktu. Etrafıma bakındım, karanlık da gördüğüm tek şey karşı odanın kapısıydı. Soramazdım. Kapıyı açtım, su sesi gelmeye başladı. Biralar küçük dolabın üstündeydi karanlıktı içerisi, ama pencereden gelen sokak lambası aydın tutuyordu, görebildiğim kadar yaklaştım banyoya. Kapıyı ittim. Musluğun başında sarışın, yarı çıplak bir kadın yüzünü yıkıyordu. Beklediğim olmuştu sonunda. Biram vardı, kadınım vardı, az da olsa ışığım vardı. Hiç aldırmadan bana yüzünü yıkamaya devam etti.
‘Havlu vardı burada? Görebiliyor musun?’
‘Kullanmasan iyi edersin?’
‘Neden?’
‘Kimi yerlerimi onunla sildim.’
‘Bir şey olmaz ver.’ Pencerenin yanındaydı havlu, aldım, uzattım. Kapıyı kapatmadı, bende gitmedim başından. Sonra banyonun suyunu açtı, soyunup içine girdi. Gidip bir bira açtım kendime. Yatağa uzanıp su sesini dinledim. Birazdan çıkardı. ‘Gel güzelim, yanıma gel. Sabahtan beri seni bekliyorum. Evet, otur yanıma, hatta bir bira aç kendine. Evet böyle hızlı içmelisin. Hızlı iç ki çabuk sarhoş olasın. Sonra mı? Sonrası kolay. Güneş gibi yavaş yavaş doğarız. Yaavaş yavaş hallederiz her şeyi, yavaş yavaş düzüşürüz, yavaş yavaş alışır, yavaş yavaş sevişiriz. Sonra sabah olur. İlk ben giderim. Çünkü ilkleri benim yapmam lazım. Gitmezsem, ben seni düşünürüm. Ben seni özlerim gitmezsem. Erkek dediğin böyle yapar işte, benim yaşlı kadınım. Dipleri siyah-sarı saçklarından öperim giderken merak etme. Sonra sen beni ararsın. Günlerce ararsın. Bir daha uğramayacağım.’ Böyle gelişecek her şey. Bunları söyleyeceğim ona. Yalan söylemeyeceğim. Bekledim çünkü. Bekletmeseydi hemen korkardım, yalan söylerdim.
Duştan çıktı. Üstünü kuruladı. Utanmıyordu benden. Bende çıplak sayılırdım. Kimse utanmıyordu. Sonra dolabın üstünden bir bira aldı, açtı. Pencerenin önüne, banyodan aldığı ufak tabureyi çekti. Bir sigara istedi, verdim.
‘Adın ne senin?’
‘Bilmiyorum.’
‘Salak mısın?’
‘Hayır. Sadece tuhaf görünerek dikkatini çekmeye çalışıyorum.’
‘Biralara dokunmazsan daha çok dikkatimi çekersin.’
‘Tamam.’
Bana aldırmıyordu. Kavga edecektik, düzüşüp uyuyacaktık. Hiç biri olmadı. Olan tek bir olay vardı: güneş doğuyordu, açtım ve uykum geliyordu. O ıslak ıslak durmuş camın önünde bana aldırmadan sigara içiyor, karşı kaldırımdaki dilenci çocuğa bakıp derin derin nefesler topluyordu.
‘Nasıl yatacağız?’ Dedim.
‘Yat sen. Kıvrılırım ben yanına.’
‘İyi, yattım o zaman ben.’ Yatağa uzandım, yırtık çarşafı arkama bıraktım, üstüne örtsün diye. Birasını yudumladı, sigarası ağzında yanıma uzandı. İçmeye devam ediyordu, ağzından düşürmüyordu. Ne muhteşem bir andı. Sokaklarda ne kadınlar vardı ama. Şimdi yanımdaydı. O bazen sokakta yürüyüp, saniyelik hayal kurduranlardan biri tüm ihtişamı ve doğallığıyla yanımdaydı. Kokusu da yanımdaydı, sarıyordu beni. O kokunun hikayesini öğrenmem lazımdı, hayatındaki kırıklıkları bilmem ve deva getirecek cümleleri bulmam lazımdı. Sonra ona iyi gelip sevişmemiz lazımdı. Olmadı. Horlamaya başladı. Sinirlendim. Elimden bir şey gelimiyordu. Neden hiç bir şey, hiç bir şey oluyordu? Zekiydim ben, alt etmem lazımdı, durumu lazımlaştıran ne varsa, yatmadan bulup beni salak yerine koyduğu için hesap sormam lazımdı.
Camın önündeki birasını aldım. Bulmuştum. Güzel olacaktı oysa. Onunla vakit geçirecektim. Hayran hayran bakacaklardı bana. Hem doğan güneş benim yanımda olacaktı bu sefer, hem de batan ay benim yanımda olacaktı, hem de istediğim her şey. Cama doğru yürümeye başladım, şişeyi elime aldım, doğan güneşin doğan kısımlarına şişeden baktım. Kötü olan neydi? Kötü olan oydu, burasıydı, güneş ve günlerdi. Garın önünde dilenen çocuktu kötü olan. Boş şişeyi pencereden uzattım etrafa bakındım. kimse yoktu, çocuk haricinde. Şişenin baş kısmını duvara sürttüm biraz, sonra kırıldı. Parçası yere düştü. Bir müddet bekledim. Kimse gözükmedi. Sonra hiç bir şey düşünmedim. Yırtık çarşafı yerden kaldırıp üstüne örttüm, yastığımı başına yavaş yavaş koydum. Ağır ve hızlıydım. Şişenin dibini sıkı sıkı kavradım. Hala hiç bir şey düşünmüyordum. Gözlerimi kapattım, boşluğuna indirdim şişeyi, çığlık atamadı, hemen yere attım, nefes almaya çalışıyordu, bir yandan şişenin girdiği yeri tutuyordu, üstüne çıktım, debeleniyordu, suratına yumruğumu sallamaya başladım. Düşünmemeye devam, düşünmemeye devam, düşünmemeye devam. Şişeyi yataktan aldım, göğsüne batırdım. En son askerdeyken bir ölü görüştüm, o ölünün sessizliği geldi kadına. Kırmızı bir çarşaf yerde yatıyordu. Her tarafım kan olmuştu. Şişenin etine saplanışı gelmeye başladı aklıma. Tenin yartılma anı, ellerim titremeye başladı, korkmuyordum ama bir tedirginlik sardı. Banyoya girdim, yıkanıp çıktım hızlıcana. Kapıyı kilitledim. Adam girişteydi. Beni görünce yerine geçti.
‘Gidiyor musun?’
‘Evet’
‘Kadın geldi mi?’
‘Evet.’
‘Vay orospu. Sizinde sesiniz aşağıya kadar geliyordu. Gürültüleri duyunca hanım gitti hemen, biralar dolapta al istersen?’
‘Kalsın.’
‘Bir daha gelmez her halde?’ Pişkin bir sırıtışı vardı.
‘Gelmez, merak etme’
‘Gelsin gelmesin değil. Parasını versin. Anladın mı? Hani parası yoksa, bir şekilde öder. Kaç aydır dünyanın borcunu taktı bana bir bilsen’ Cebimdeki bütün parayı verdim ona.
‘Al. Bırak istediği kadar kalsın.’ Sırıtmayı devam ettirdi. Maaşımı vermiştim ona. Sayana kadar çıktım zaten. Bir sigara yaktım kapıda. Garın önündeki dilenci çocukla göz göze geldik. Kalan son bozuk paramı ona verdim. Gülümsedi, başını okşadım. Sonra iki elini silah şekline getirip bana uzattı. Vurulmuş gibi yaptım.

Paylaş
Önceki İçerikKendi’nden Sesler
Sonraki İçerikPİŞMANLIK KÜLLERİ