HOŞÇAKAL

Ölüm… Yalnızca bir kaç harf. Puslu görüntülerin son bulduğu, kapanan perdelerin açıldığı, daldığın rüyalarından uyanma vakti.

Uyan… Eşsiz uykunun, çoğu zamanda kendini kaybedişlerinin sonu. Çektiğin acının hissiyata ulaştığı son açıklık. Hissizlik sandalının,  gerçeklik limanına demir atması. Gözlerini hafiften arala ve düştüğün derin denizden ayaklarını çırpa çırpa karaya at kendini.

Ölüm bazen varoluş çoğu zamansa yokluk manasını sırtına yüklenmiş iki hece yalnızca. Virgüllerin noktalara dönüşmesiydi çoğu zamanda. Yavru böceğin cam pervazına tutuna tutuna  kendini kurtarış hikayesi. Bağır çağır adım attığın, balıkların karada yüzemediği, kuşların ağ kuramadığı,  koşarak yürüyemeyen yılanların var oldukları dört tarafı da denizlerle çevrili olan kara parçasıydı dünya , ezberi lisanınca.

Gözlerine bağlayıp kör ebe oynadığın küçük bez parçası, bedenini saracak kadar genişlemişti artık. İçine doğmuştu adeta varoluşa yokluktan başlayacağı. Atığı adımlarını saya saya toprağa derinden basa basa yoluna devam etti. Gözlerini dirediği  son görüntüleri bir an olsun kaçırmak istemiyordu. Etrafındaki insanların yaşama hengamesine göz gezdirdi önce. Tanıdığı tanımadığı insanların sıcaklıklarına dirsek sürttü. Nefeslerini ağır ağır, tada tada içine çekiyordu. En uzağından başladı vedasına. Yaşadığı 25 yıllık ömrüne baktı göz ucuyla. Tanıdığı insanlara, sohbet ettiği dostlarına, sevdiği adamlara . Yaşadığı bir kaç cümleye kitabında yer açtı. Eline aldığı silgiyle başladı varoluşun adımlarına. Yazdığı isimlerin üzerlerini tek tek çizikledi. son konuşmalarını aldı parmak uçlarına.Konuşmak bile istemediği insanların karşısına çıkıp dudaklarını yukarı doğru kıvırıyordu bir kaç saniye sonra yoluna devam ediyordu. Arkadaşlarına gönderdiği güvercin bacağına takılı not parçaları yerini buluyordu da görevini bulmuyordu.
Dudakları hafif bir şekilde yukarı doğru kıvrıldı. Bilmiyorlardı ki ete  bürünen vücudu kemik olacak varoluşa karışacaktı. Düzen ve karmaşa, varlık ve yokluk. Her şeyi ile karşısında  duruyordu işte. Fark edemediği  detaylar, tadamadığı hisler, duyamadığı fısıltılar. Hepsi kafasının içini terk ediyordu.

Hafifçe uzandı, yokluğun serdiği kanatlarına. Hazırdı artık, bedeninin ağırlığından kurtulacaktı. Vücudunu saran korku, titremesine neden olmuştu.

Birbirine yapışan kirpik tüylerini birbirinden  ayırmak kadar meşakatliydi, ruhu bedenden sökmek. Ayak bileklerinde hissettiği boşluk ve hafiflik , adımlarına nokta koymuştu. Oradan  avuç içlerine sıçramıştı. Tuttuğu elleri, hissettiği sıcaklıkları, yaptığı işleri hepsini geride bırakmıştı parmak uçları.
Gözlerinin feri söndü. Aydınlıkları karanlığa büründü. Ağzından son kez ‘Seni seviyorum…’ döküldü tıpkı embiriyolarını  rüzgarın dağıtmasına izin veren kozalaklar gibi. Olması gerektiği yerlere dağılacak yeşerecek  ardın sıra kuruyup çürüyecekti. Son cümlesi ‘Hoşçakal’ a nokta koydu nefes sesleri. Aldığı uzun nefesleri kısa ve kesik kesikti artık. Kalbi hızlı atımlarını yavaşlatmıştı. Kalp atımları yavaşladı, yavaşladı, yavaşladı ve yavaşladı. Uzun zikzaklar yerini uzun ve kesiksiz uzunluğa  bıraktı.

Bir daha adım sesleri duyulmayacaktı. Bedeni hissedilmeyecek, sıcaklığı kimseyi ısıtmayacak . Gözlerine doldurduğu yüzler çoğalmayacaktı. Duyduğu sesler  daha fazla doldurmayacak 4 boşluk 5 çizgiyi. Bas tonlu sesi bir kez daha ses tellerini dürtmeyecek. Kalbinin heyecandan, korkudan, aşktan atımı bir kez daha göğüs kafesini tıklatmayacaktı…

Varlğının bilinmediği yeryüzüne bıraktı son vedasını içten içe. Dudağı hafifçe yukarı kıvrıldı.

Ruhu ağırlık eden bedeninden tamamen kurtulmuştu. Hiç olmadığı kadar hafifti artık. Yanına oturdu bedeninin.Oldukça soğuk, hissiz ve hissiyatsızdı. Hiç var olmamış, sesi kesilmişti. Balonu elinde patlayan küçük çocuk kadar şaşkındı. Her ayrılış bir Elveda’ değil miydi zaten insana. Sarılarak ayrılmaktı tam anlamlı bir veda.

Varlığının yokluk merdivenlerine tırmanmaya başladı. Ne zamandı sahi merdiveni tırmanış saati, günü, haftası. Bugün mü? Şun an mı? Bir dakika sonra mı?

Kalın harflerle  karala var olduğunu. Tüm  vedalarını sığdırıyorsun zaten bir hoşçakala. altını çize çize yaşa. Kalp atışlarını kendi göğüs kafesinin altına alana kadar sarıl. Gözlerine kendini resmedene   dek  bak. Sıcaklığını avuç içlerine geçirene kadar tut. ‘Şuan varım  ve baş ucundayım.’  Bir kaç saat sonra kendimi buluyordum varlığın yokluk merdiveninde. Bir cümleye sığdırdım her şeyi mi bak!’HOŞÇAKAL…’

Paylaş
Önceki İçerikYaklaşan Kıyamet
Sonraki İçerikKendi’nden Sesler