13 Yaşında Yazdığım Bir Hikaye


Apartman da balkonu olan tek ev bizim. İlk geldiğimiz yıllar da sadece Sebahat teyzelerin balkonu kapalıydı, bir de Aysel teyzelerin. Zamanla bir çok katın balkonu kapanmaya başladı. Çocukken bu olaya teknoloji diyordum. Değişim de denebilir. Tam olarak bilmiyorum. Değişim ve teknolojiyi. Aşık olunca da öyleydi. Mahalle de bana gelene kadar merakla bekliyordum.
4. katta Erenler oturuyordu. Aşk ilk olarak zengin çocuklarına geliyor, onlarla işi bitince biz garibanlara uğruyordu. Yani sevmenin bile ikinci eli kalıyordu bize. Erenler apartman da ve genel sokak civarında zengindiler. Konya da arsaları ve Antalya da yazlıkları vardı. Bu kadar zengin olmalarına rağmen neden bizimle birlikte oturuyorlardı? Eren göründüğünden daha yere yakındır. Gıcık bir kız kardeşi ve tüm dişleri dökülmeye yakın polis bir babası ve dominant uzun boylu bir annesi var. Benimle aynı yaşta ama ay olarak 1 ay büyüğüm. Bir de Gamze var. İkinci katta oturuyordu. Onların da sonradan balkonları kapandı. Gamze’ ye hepimiz sıra sıra aşık oluyorduk. Çünkü mahallenin en güzel ve yaşıtımız kızıydı. Akıl almaz derece de büyük duruyordu. Büyüyene kadar bizi dövmekle ve özellikle beni red etmekle meşhurdu. Gamze’nin Ege şivesinin Manisa iline ait bir de anne ve babası vardır. Babası Abdullah amca kendimi bildim bileli dünyayı ulvi bir insan olarak tamamlamak için yaşayan ve hiç bir zaman sinirlenmeyen, kalın bıyıklı ve güneş gözlüğü ile birleşmiş uzak gözlükleriyle komik bir adamdı. Annesi ise, Gamze’ye kendinden parçalar vererek dünyaya getirmiş. Babanın hiç rolü yok gibi duruyor. Anlaşılmaz bir konuşması ve benim her hareketime olan kahkahası ile dünyanın sayılı narin annelerinden biridir.
Gamze ilk olarak Eren ile çıkmaya başladı ya Seda ile tam hatırlamıyorum. Seda olması lazım. Çünkü onların da balkonları kapalıydı. Bize daha çok vardı böyle durumlar. Seda iki kardeş. Tanrıça gibi bir ablası, kel ve her gece bir 35’lik rakı içen babası ve sesi neticesinden çıkan renkli gözlü bir annesi var. Ve onlar karşı apartman da oturmalarına rağmen her zaman bizim apartmanın önüne park ettiği 94 model bir Volkswagen arabaları var. Emektar demeyi seçerdim o arabaya. Araba demek onu aşağılamaya girer. Kendimi bildim bileli onları taşıyor. Bir evin uşağı gibi. Neyse Eren ile Seda apartmanların karşı karşıya olmaları bir yana, kapalı balkonlarıyla karşı karşıyaydılar. Eren’in evde olup olmadığını ilk, son model Skoda marka arabalarına, sonra Sedaların balkonuna bakardık. Eğer Seda balkonda ya da camdaysa Eren’den topunu isteyebilirdik. Sağlam Mikasa topu vardı. Dereye kaçmasın diye ya da kaçarsa biz alalım diye bizimle çıkartırdı. Diğer türlü vermezdi.
Akşamları Ben, Eren, Seda, Gamze ve Onur mahallede oynardık. Ne olursa olsun oynardık. Onur’dan söz etmedim. Onur: boyacı bir babanın ve her daim çalışan bir annenin ikinci çocukları. Aslın da tek kardeş ama annesinin ikinci evliliğinden dünyaya gelmiş, Atatürk kaşlı esmer bir çocuk. Onur bizden iki yaş küçük olmasına rağmen, iri ve Eren’den kat be kat uzun duruyordu, her dönem. Onların da sonradan balkonları kapandı. Hiç bir zaman onu bunun için suçlamadım. Çünkü mahalleye ilk geldiğim de benimle ilk oynayan oydu. Her şeyin ilkini paylaşan da oydu. Bu yüzden hep koruyup kollamışımdır. Neyse oyunlar oynanır, saklanan saklanır, ebelenen ebelendikten sonra sıra yorulmaya gelirdi. Sular içilirdi ezan okunduktan sonra herkes eve dağılırdı. Biz, ben ve Onur her zaman ezandan sonra eve girerdik. Onur buna ‘biz onlar gibi değiliz. Bizim babamız geç geliyor’ derdi. Öyle de yapardık.
Eren, Seda’dan ayrıldıktan sonra Gamze ile beraber olmak için ufak girişimlere giriyordu. Benim öyle bir derdim yoktu. Komiktim, biraz kilolu ve çirkindim. Kaşlarım martı gibiydi. Bu yüzden bana baktıklarında ben bir şey demesem bile gülerlerdi. Bu dumundan şikayetçi değildim. Çünkü böyle bir şeyi bana kim vermişti bilmiyordum. Bu yüzden sadece aynalara kızıyor, kızlardan uzak duruyordum. Eren öyle değildi. Minyon ve yakışıklıydı. Annesinin derslerine verdiği önemden ötürü zeki de denilebilinirdi. Kıyaslanılacak kadar da ailesini dinlerdi. Hem de her zaman. Kızları tavlarken sadece karşı çıkardı. Gamze ile de öyle oldu. Bir akşam saklambaç sonun da çıkmaya başladılar. Biz, Onur ve ben sadece durup izliyorduk. Mahalle önün de çay içen komşular da öyle. Erenlerin komşusu Hanım teyze ve Recep teyze de öyle. Daha doğrusu Recep amca. Onları da bildiğimden beri çifler sadece, hiç tek sayı olacak kadar üremediler. Bu yüzden Onur ile aramızda böyle bir şaka vardı. Sorun Recep amca’dan kaynaklıydı bize göre. Eren ile kardeşine bakıcılık yapıyordu Hanım teyze. Cici anne diyorlardı. Bir gün babam bize cici anne şakası yapınca. Eren’in babasının Hanım teyzeye gizli gizli çaktığı sanıyordum. Meğer onların çocukları olmuyormuş.
Recep amca’nın hiç bir zaman ne iş yaptığını öğrenemedim. Kilolu ve penguen gibi bir yürüşü vardı. Konuşmasını engelleyen gıdısı ve sonradan kapatılan balkonu haricinden pek bir dikkatimi çekmiyordu. Hanım teyze de öyle. Komik bir kadındı, o da gülerdi bana. Hiç bir zaman Eren ile beni kıyaslamadığı için sevmişimdir onu. Belki de sorun ondadır.
Onur, Seda ile çıkmak istedi. Seda yanaşmadı. Eren ile Gamze ayrıldı. Sıra bana geliyordu yavaş yavaş. Ama her şey hızlı oluyordu. Apartmanın bir çok katı yenileniyor, herkes klima taktırıyordur. Üzülmüyor değildim. Günden güne öğreniyordum ki: sadece biz kira da oturuyormuşuz. Karşı komşumuz İnci teyze ve eşi Cavit dede bile 80 yaşını doldurmalarına rağmen klimasız ölmek istemiyorlarmış. İkinci katta ki Fatma teyzeler de öyle. Kızı bir öğlen vakti, karşı mahalledeki bir çocuğa kaçtıktan sonra onlarda Klima takmaya başladılar. Hararet için mi yoksa sindirime yardımcı olduğu için mi bilmiyorum. Halbuki camiiden çıkmıyorlar ve kapalı balkonları dereye bakıyordu. Kocası İbrahim amca beyin kanasından sonra her şeyi değişti, ama hiç bir zaman yoldan geçen küçük kızlara bakış açısı değişmedi. ‘Yanacaklar bu yaşta’ deyişide hiç değişmedi.
Dereler toki ile dolmaya başlıyor, kum olan yerler asfaltlanıyordu. Su deposunun çevresi çitlerle doluyor ve kapısına çeşitli köpekler bekçilik yapıyordu. Bakkaldan çalınmak için girilen yolları artık kameralar kapatıyordu. Veresiylerin bir mesajla kaydedildiği zamana doğru hızlı bir şekilde yol alıyorduk ve ben aşık oluyordum ve zamandan korkuyordum.
Keşke bunlar yaygınlaşmadan önce Eren’nin yerine sevseydim. Bir kaç günlüğüne olsabile. Çünkü: herkes yerinde kalacağına, yaşlanıyordu. 5. kattaki boynu doğuştan eğri olan, böbrek hastası Ali’nin bile 10 yaşındayken babası ölebiliyordu. Zamanın başına birileri geçmişti ve bulduğumuz herşeyi değiştiriyordu. Ya da saklıyordu. Gamze’ye seni seviyorum demiştim ve her şey değişmişti. Şaşırmış, dalga geçilmiş bir an yakalamıştı onu. İnanmamak gibi bir ayakkabısı vardı. Hala onu giyiyor. Gidebildiği yere kadar gitti.
Durumlar hiç iç açıcı değildi. Eren’den kalan bir sevgi vardı, onu veriyordum ona. Kabul etmiyordu. Zaman da öyle beni bir şeye kabul etmiyordu. Ve çoğu zaman hiç bir kadın kabul etmiyordu. İlk sevmeyi çok isterdim. Hala daha kullanılmamış bir sevgim var mı diye düşünüyorum. Ve kim gelirse gelsin bir başkasının aşkıyla tutunmaya çalışıyorum.
Zaman değiştiriyordu her şeyi. Aklıma ne gelirse gelsin değiştiriyordu. Apartman boyasızdı, artık değil. Etrafında duvarlar örülmeye başladı ve karşı apartmanın bitirdiği duvardan başlayan bir garaj kapısı, çocukken sallandığımız demirlikler artık hurdacılarındı. Sebahat teyzelerin yerine taşınan Erzurumlu yaşlı çif: ilk erik yediğimiz ağacı artık kullanmamak üzere kaldırmışlardı. Ali amca’nın servisi yoktu, emekliydi artık. Ve iki zeki ve şişman kızları ona torunlar vermişdi. Gamzeler birden taşınmış, Onur haricinde herkes Üniversite’ye gitmişti. Ben Askerdeydim ve geldiğimde komşuların hepsi zengin mahallelerine yol almışlardı. Zemin katta Aysel teyze ile Abdullah amca boşanmış, dünyanın en güzel yüzüne sahip kızları doktor olduktan sonra, Kobani’ye yardıma gitmişti. Hala evdeyim ve Onur’u ara sıra, balkonun demirliklerinde sigara içerken görüyorum. Kafası dumanlı bir şekilde. Seda büyük ihtimal evlenmiştir. Gamze’yi bir daha görmedim. Eren Konya’da amcasının fabrikasının başında. Onur söylemişti.
‘Yanii zaman geçmiyor, sadece esiyor ve biz ne yaparsak yapalım bir yerden esen, bir yerden esecek olana kapılıyor. Yerinde kalanlar sadece ölmüş olanlardır.’ Demişti babam bir gün.

Paylaş
Önceki İçerikBİZ
Sonraki İçerikBAĞIR