Çiçeğe Övgü

“Bu ağaçtan tek bir dal koparanın parmağı kesilecektir.” Bu bir tehdit değil, Japon yazıtlarından birinde görülen küçük bir uyarı. Japonlar, çiçeğe gösterdikleri saygı oranında ruhlarının yüceliğine inanırlar. Onlara göre, doğanın özüne yakın olmak insana da yakın olmaktır. Bu sebepledir ki çocuklarına yolda, ormanda, bahçede hiçbir çiçeği koparmamalarını ve zarar vermemelerini öğütlerler.
Doğada var olanın yaşam hakkını özümsemek, onu korumak, gözetmek en ulvi davranışlardan biri olsa gerek. İlk insanlar, düşüncelerini ifade etme gücünü buldukları andan itibaren kendilerini bütün doğadan üstün görmüşler ve var oluş sebeplerinin doğayı egemenlikleri altına almak olduğunu sanmışlar. Ne yazık ki bu düşünce hala varlığını sürdürüyor. Doğanın sahibinin doğanın kendisi olduğu ispatlayacak küçük bir örnek; kayıtlara geçen en uzun ömürlü insan iki yüz elli altı yıl yaşamış. Times dergisine bile kapak olmuş bu amcamız. Kolay değil iki buçuk asır yaşamak. Peki ya insan dışında en uzun ömürlü canlılar kaç yıldır hayatta dersiniz? California’da bulunan bir ağacın, dört bin sekiz yüz kırk beş yaşında olduğu tahmin ediliyor. Sıkı durun! Zonguldak’ta hala tüm ihtişamıyla gölgesini dağıtan porsuk ağacı dört bin yüz on iki yaşında. Bu, aynı zamanda dünyanın en yaşlı beş ağacından biri (Yeşiliyle bilinen Karadeniz, şanının hakkını vermiş). İran’da dört bin yıllık olduğu söylenen bir servi var. Ve daha onlarcası…

Maden devrinden beri ayakta olan (40-50 asır arası)bu muhteşem direnişçiler mi doğanın sahibi yoksa biz mi? Elbette ki bu ağaçların bilinmesi doğaya saygının Japonlara özgü olmadığının göstergesi aynı zamanda. Fakat; doğanın kendisi için yaratıldığını sanan insan fikri çoğunlukta. Bunun aksinin toplum düzeyine yayılması, sabit duran ağaçların yanı sıra, yürüyen ve direnen fidanlarımıza sahip çıkılması umuduyla…

Paylaş
Önceki İçerikDilenci
Sonraki İçerikORUÇ ?
Yürek işçisi.