EDEBİYAT DERGİLERİ KAPAK VE POSTERDEN İBARET Mİ OLMALI?

“… Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza…” demiş yüce adam Cemal Süreya. Ne güzel de demiş. Türkiye’de dergicilik, tıpkı matbaa gibi, Avrupa’dan iki yüz yıl sonra faaliyet göstermeye başlamış. İlk dergi örneğimiz de 1861 yılında Ali Münif’in çıkardığı “Mecmua-ı Fünun” olarak kabul edilmiş. Yıllar ilerledikçe derginin gücü fark edilmiş; söyleyecek sözü, yazacak kalemi olanlar dergilerde toplanıp bu kıvılcımı büyütmüşler. Öyle ki önce tıp ve fen alanında çıkarılan dergiler, kısa süre içinde edebiyatla özdeşleşmiş ve edebiyatın yapıtaşı haline gelmiş. Nazım Hikmet’ler, Cemal Süreya’lar, Orhan Veli’ler ve daha yüzlerce yazar, şair; ilk şiirlerini, ilk yazılarını dergilerde yayınlamış. Teknolojiden yoksun o dönemlerde çıkarılan edebiyat dergilerini irdelediğinizde ne para kaygısı ne de tiraj arttırmak için türlü edebiyat dışı şeyler görürsünüz. Onca baskıya karşın niteliklerinden hiçbir şey kaybetmeden, sözlerini sakınmadan ve duruşlarını bozmadan devam etmişlerdir dergi sahipleri. Çoğunlukla kapanmak zorunda kalmışlardır.
Oysa günümüz bilgi ağının genişlemesi, basım ve yayım araçlarının gelişmesi ve ulaşım ağının durumu düşünüldüğünde bugünkü dergiler eskilerin aksine-geçmişten günümüze gelenler dışında- handiyse edebi olarak hiçbir niteliği olmayan, tamamen satış odaklı göz boyamalar olarak karşımıza çıkıyor. Elbette bu kalıbın dışına çıkan, değerli yazarları konuk edip onların yazılarını okumamızı sağlayan dergiler var ancak; bu dergiler dahi, okumadığı kitabın en çok paylaşılan cümlesini sosyal medyada paylaşan kullanıcı durumuna düşmekten kendini alamıyor.
Ülkede ortak kültürün insanı olan, her kesim tarafından sevgi ve takdirle karşılanan yazar, şair, müzisyen vs. kapaklarında yer vererek okurların dikkatini çektikleri aşikar. Hatta kapaklarında yer verdikleri insanların posterlerini de armağan etmeleri, açıkça söylemek gerekirse, dergileri hevesle almaya itiyor. İçerik olarak ise -güncel yazarlar dışında- edebiyata dair eleştiri, araştırma, makale, deneme vs. yazınsal türlerden yoksun vasat dergiler ile karşı karşıya kalıyoruz.
Cemil Meriç “Dergi hür tefekkürün kalesi.” der. Hatırı sayılır imkan ve maddi güç ile çalışan popüler dergilere karşı samimi, kendi halinde ve fedakarlıklarla çıkarılan fanzin ve küçük çaplı dergilerin safındayız.

Paylaş
Önceki İçerikSensizliğin Gölgesi
Sonraki İçerikZEKERİYE
Yürek işçisi.